Konut fazlası olan kentte evsiz yaşamak: Deprem ve İzmir
Fotoğraf: AA
Deprem, eğer yıkımlara yol açıyorsa büyük bir travmadır. Yıkım ve ölümlerin yaşandığı bir deprem ardından, bırakalım depremzedeleri diğer bireylerin sağlığı da olumsuz etkilenir. Denebilir ki önlenebilir her sorunda olduğu gibi bu durumda da devletlerin sorumluluğu / sorumsuzluğu depreme uzak diyarlarda da bireyleri sağlıksızlaştırır, hasta eder.
Şüphe yok ki, İzmir depreminde her ölüm ve yıkım, uzak kentlerdeki şeker ve tansiyon hastalarının bir kısmının değerlerini yükseltti, mide ağrılarını ve migren ataklarını artırdı, varsa psikolojik semptomları tetikledi. Oysa tüm bu dolayımlı etkilenmeler olmayabilirdi. Nasıl mı? Eğer konut inşaatı ülkenin başat rant alanı kılınmak yerine sağlıklı konut üretimi kamunun önceliği olsaydı ne bu yıkımlar ve ölümler olurdu ne de de bu bağlamda sağlık sorunları baş gösterirdi.
Deprem sonrası İzmir’de COVID-19 vakaları arttı. Toplum bilincinde giderek daha fazla yer edinmeye başlayan “Yönetemiyorsunuz, ölüyoruz” çıkarımında iki başlık algıda sinerji yarattı.
Konut fazlası olan bir kentte yeni konutlardan bahsediyor yetkililer: İzmir...
Gayrımenkul PR aylık verileri şubat 2020’de 85 bin olan İzmir konut stokunu nisan 2020’de 5 bin artışla 90 bin olarak açıklamıştı. Geldik depreme...
Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, hafta içi açıklamasında “3 bin 370 çadır başvurusunun karşılandığını ve bu çadırlarda yaklaşık 8 bin 500 kişinin kaldığını’ açıkladı. Kapitalizmin sureti: 90 bin konut stoku olan bir kentte 3 bin 379 çadırzede...
Deprem sonrası ilk icraat çöken binaların kimi müteahhitlerini tutuklamak oldu. Depremlerin sorumlusu inşaat sektörü ise boş olan 90 bin konutu daha pahalıya satmak veya fahiş fiyatla kiraya vermek için ellerini ovuşturuyor. Beri yanda inşaat sektörünün kâr hırsı ve devletin kimi kurumlarının sorumsuzluğu ile evsiz kalmış yurttaşlar...
Bakan açıklamaya devam ediyor: “Ağır hasarlı ve yıkık bina sayısı 283, orta hasarlı bina 308, az hasarlı bina 2 bin 508.”
Yani, bu kentte tüm mağdurları bir günde yerleştirecek boş ev var ama yapılmıyor. Kapitalizm ve onun kurumları ‘arsızca’ bize depremzedeler için yeni binalar inşa edileceğini vaaz ediyorlar.
Ocak 2020 verilerine göre “Türkiye’de kayıtlı 450 bin civarında müteahhit var. Almanya’da bu sayı 3 bin 550, tüm Avrupa’da ise 50 bin civarında”.
Yani Türkiye’deki müteahhit sayısı tüm Avrupa’dakilerin on katından fazla. Depremde yıkım ve ölümün matematiği bu olsa gerek. Onların ekseriyeti bir punduna getirip köşeyi dönmek isteyenler. Ya ‘ köşe dönmecilere’ yol veren kim? Biliyoruz onları; “Yönetemiyorlar, ölüyoruz”
Pandemi ve deprem bize yeniden hatırlatıyor: “Sağlık salt bedensel ve ruhsal iyilik hali olmayıp aynı zamanda sosyal ve siyasal iyilik halidir.”
Sağlıcakla kalın.
- Kırmızı kurdele: AIDS ve çocuk 18 Kasım 2024 04:04
- Hekim grevleri tüm dünyada tarihsel bir eşikte 11 Kasım 2024 04:50
- Özelleştirme yolunda aile hekimliği ya da sağlık hakkımız 04 Kasım 2024 04:11
- 2025 ya da sağlık: Yeni sağlık bütçesinin ipuçları 28 Ekim 2024 04:35
- Sağlıkta kayıp kuşak: 0-23 yaş arası ve AKP'li yıllar 21 Ekim 2024 04:53
- Hangi antidepresan bize eşitlik, özgürlük, adalet getirebilir ki! 14 Ekim 2024 04:00
- Koruyucu sağlık hizmetleri: Önlenebilir her ölüm cinayettir 07 Ekim 2024 04:55
- Koku ve hafıza 30 Eylül 2024 04:26
- Yapay zeka insan haklarından neden korkar? (1) 23 Eylül 2024 04:29
- Tombul kentler tombul insanlar yaratır 16 Eylül 2024 04:55
- Barış belediyeciliği: Didim 09 Eylül 2024 04:02
- Şifa kurumundan biyo-ahlak mekanına: Hastaneler 02 Eylül 2024 05:29