Altılı restorasyon

Fotoğraf: Alp Eren Kaya/CHP/AA

Geçtiğimiz hafta 6 muhalefet partisinin lideri bir araya geldiler ve kamuoyuna ortak bir açıklama yaptılar. Bu açıklamada “güçlendirilmiş parlamenter sistem” konusunda altı partinin mutabakata vardıkları ilan ediliyordu. Muhalefetteki düzen partileri-CHP, İP, DEVA, GELECEK, SAADET, DP- bu açıklamalarında, ülke, “Cumhuriyet tarihinin en derin siyasi ve ekonomik krizlerinden birini yaşamaktadır,” tespiti yapılıyor, çözümün “etkin ve katılımcı bir yasama, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim, tarafsız ve bağımsız bir yargı ile kuvvetler ayrılığının tesis edildiği güçlü, özgürlükçü, demokratik, adil bir sistem inşa etme”de olduğu vurgulanıyordu.

Bu partilerin ülkenin neden bu hale geldiğine de kendilerince bir yanıtları var; Bu krizin en önemli sebebi kuşkusuz, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” adı altında uygulanan keyfi ve kural tanımaz yönetimdir” diyorlar. Ardından “çözüm” önerileri şöyle geliştiriliyor: “Türkiye’nin istişare ve uzlaşı ile çözülemeyecek hiçbir sorunu yoktur. Önemli olan, tüm farklılıklarımızla beraber “biz” düşüncesini, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği normları çerçevesinde temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı, herkesin kendini eşit ve özgür vatandaş olarak gördüğü, düşüncelerini özgürce ifade edebildiği, inandığı gibi yaşayabildiği demokratik bir Türkiye’yi inşa etmektir.”

Mevcut iktidarın “Keyfi ve kural tanımaz olduğu” bir gerçektir. Ama mevcut krizin kökenleri daha derindedir ve keyfilik ve kural tanımazlık sadece bu krizi ağırlaştırmaktadır. Bu iktidar ağır bir ekonomik krizin -2000-2001- üzerinden iş başına gelmiştir ve uygulayacağı programı da kucağında bulmuş, yaygın olarak “Derviş programı” olarak bilinen bu programı hevesle ve kararlılıkla uygulamaya koyulmuştur. Emperyalizme bağımlı ülkelerde bu programlar hemen hemen istisnasız bir şekilde hep ağır bir krizle sonuçlanır. Bu kez de öyle oldu.

6 parti bu konuyu sessizce geçiştirip sadece Erdoğan iktidarını görürken, ülkenin emperyalizme bağımlılığını, bu bağımlılığın başta üretim olmak üzere, bankacılık, enerji, inşaat vb. sektörleri içine alan, her bir sektörün her kademesine sızan ve kendini yeniden üreten bir bağımlılık olduğunun üzerini özenle örtmektedirler. Oysa krizin sonuçlarının bu kadar ağır ve yıkıcı olmasının nedeni tam da burada yatmaktadır. Bu partilerin bu gerçeğin üzerini örtme nedeni ise kolayca öngörülebileceği gibi, bu ülkenin halkının önüne bu bağımlılık zincirlerini parçalayabilecek bir program sunamamalarıdır. Kısaca Erdoğan gitsin ama mevcut politikaları sağından solundan tıraşlayarak, reforme ederek Erdoğan’sız uygulamaya devam edelim demektedirler.  

Siyasi alanda ileri sürdükleri program ise modern burjuva bir devletin sahip olduğu veya olması gereken nitelikleri taşımaktadır. Ama önemli bazı eksiklikleri vardır. Örneğin bu ülkenin en önemli demokrasi sorunlarından en önde geleni olan Kürtlerin hak ve özgürlükleri ilan edilen ortak açıklamada yer almamaktadır! Dahası demokratik hak ve özgürlüklere vurgu yapılırken örgütlenme özgürlüğünden söz edilmemesi dikkat çekicidir. Farklı programları olan, bazılarının açıkça gericiliği gizlenemeyecek olan, sermayenin çeşitli kesimleri temsil eden bu partiler ancak burjuva anlamda demokratik bir platformda bir araya gelebilirdi. Öyle de yapmışlar ama, demokrasinin en temel bazı unsurlarını kapı dışarı etmişler! Muhalefette bu kadar titrek olanların iktidara gelmeleri durumunda ne yapacaklarının belirtisi değil midir bu tutum?

Özetle: muhalefetteki düzen partilerinin altısı, tam da işçi ve emekçi halkın hareketlendiği bir dönemde düzenin restorasyonunu içeren bir platformda anlaşmışlar, bir araya gelmişlerdir. Dikkat edilirse ortak açıklamada mevcut iktidarın gönderilmesine ilişkin tek bir çağrı bulunmamaktadır. Bu da onların “Sandık gelecek, dertler bitecek” anlayışının dışa vurumudur. Ancak işçi ve emekçi halkın son dönemde daha fazla açığa vurduğu hoşnutsuzluk da açıkça göstermektedir ki, işçi ve emekçi halk bu restorasyonculara mahkum değildir. Bu harekete katılmak, genişletmek, ilerletmek ve halk için bir demokrasi ve ekonomi inşa etme mücadelesine bağlamak, restorasyonculuğun değil, köklü çözümlerin yolunu açacaktır.

Evrensel'i Takip Et