19 Şubat 2022

‘Hepimiz aynı gemideyiz, külfeti paylaşalım’ çağrısına emek cephesi itiraz ediyor!

Endüstrimizin koruyucuları (1883), Mayer Merkel & Ottmann lith

Yeni yılın ilk günü elektriğe yüzde 127’ye, doğal gaza yüzde 25’e varan zam yapmakta hiçbir tereddüt göstermeyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Zamların geri alınması” için halkın her kesiminden gelen tepkiler karşısında geri adım atmamak için “Zamları biraz hafifletmek için çalışıyoruz”, “Gözden geçiriyoruz” gibi gerekçelerle günü kurtarmaya çalışıyor.

Halkın her kesiminden gelen “Zamlar geri alınsın” haykırışları karşısında bu ayak sürümeleri, Saray’ın medyadaki Başkalemi Abdülkadir Selvi, önceki gün Hürriyet’teki köşesinde; “Cumhurbaşkanı Erdoğan milletin derdiyle dertlenen bir lider. Garip gureba babası. O nedenle fiyat artışlarından dolayı büyük bir acı yaşadığını hissediyorum. Çare bulmak için çırpınıyor” diyerek savunuyor!

"AYNI GEMİDEYİZ" DEMEK, SOS ÇAĞRISIDIR!

Sermayenin ve iktidarının sözcüleri, “Zamların geri alınması” için gelen tepkiler karşısında oyalama taktiği ile kara propagandayı da yoğunlaştırmaktadır.

Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan, son kabine toplantısının ardından “Şahlanıyoruz”, “uçuyoruz”,… diye pembe tablolar çizdikten sonra sadede geldi; “Hepimiz aynı geminin içindeyiz. Ülkenin kazancından beraber yararlandığımıza göre külfeti de beraberce sırtlayacağız” diyerek, asıl amacını ortaya koydu.  

Ve elbette ülkede olup bitenin farkında olan vatandaşlar da, “Gele gele yine ‘gemi’ye mi geldik” demekten kendilerini alamadılar. Çünkü iktidar ve sermaye sözcüleri ne zaman “Aynı geminin içindeyiz” deseler, hep alavere dalavere Kürt Memet nöbete” deyimindeki gibi, külfetin halkın sırtına yıkılması amaçlı, eskisinden de beter yeni politikalar devreye sokulmuştur!

“Aynı geminin içindeyiz” demenin, en azından bugüne kadar uyuşturucu etkisi hayli yüksek olmuştur. Ama aynı zamanda, ”Aynı geminin içindeyiz” demek; “Şahlanıyoruz” , “Uçuyoruz”, “Kaçıyoruz”… iddiasının boş laftan ibaret olduğunu da göstermektedir. Çünkü halkı “Aynı geminin içindeyiz”, diye tehdit etmenin bir anlamı da “Eğer siz (halk) külfeti yüklenmeye yanaşmazsanız gemi batacak” demektir. Denizcilik deyimiyle gemi sahiplerinin SOS çağrısıdır!

GEMİDEKİ KOŞULLARA EYLEMLE İTİRAZ EDİLİYOR

Evet, “Aynı geminin içindeyiz” demek, ülkemizde hemen her zaman prim yapmıştır. Ama bu sefer pek öyle olmayacağı anlaşılmaktadır. Çünkü daha önce “Aynı geminin içindeyiz” çağrısı karşısında küçük itirazlar olsa da sessizce ve boyun eğen işçiler, emekçiler, her kesimden halkın bu sefer; “Evet aynı geminin içindeyiz ama siz kaptan köşkünde zevküsefa içinde yaşarken bizler en altta yarı aç yarı tok yaşamaya zorlanan kürek mahkumu köleleriz. Dün kazancı bizimle paylaşmadınız bugün bütün külfeti bizim sırtımıza yıkmak istiyorsunuz” diye itiraz ediyorlar.

Bugün bu itiraz sadece emekten yana siyasi çevrelerden, entelektüellerden değil, doğrudan işçilerden, emekçilerden, halktan gelmektedir. Üstelik de bu itirazlar sadece Evrensel’e yazmak, muhabirine konuşmak, uzatılan mikrofonda taleplerini çekinmeden ifade etmekten öte sokağa çıkarak taleplerini haykırmaya, iş bırakarak patronların karşısına çıkmaya varan eylemlerle ortaya koymaya varmış bulunmaktadır.

Nitekim son bir ay içinde pek çok il ve ilçede sokaklara, meydanlara çıkarak, elektrik ve doğal gaz faturalarını yakarak, “Zamların geri alınması” talebinin öne çıktığı eylemler yapılmaktadır. “Zamlar geri alınsın” merkezli eylemlerin de ötesinde son bir ayda çeşitli sektörlerden onlarca iş yerinde on binlerce işçinin, “İnsanca yaşanacak bir ücret” ve “daha iyi çalışma koşulları” için iş bırakarak, önemli kazanımlar elde etmeleriyle ortaya konmuş bulunmaktadır.

Son birkaç gün içinde bile; Yemeksepeti kuryeleri (17 gündür), Migros depo işçileri, (önceki gün 100 işçi gözaltına alındı) Aliağa gemi söküm işçileri, Akkuyu Nükleer Santrali inşaatında çalışan işçiler, Rönesans’ın Finans Merkezi şantiyelerinin inşaatında çalışan işçiler, Antep’teki Özkaralar Tekstil, Atlantik Halı, Boyar Kimya işçileri iş bırakarak, insanca yaşayacakları bir ücret ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için direnişlerini sürdürüyorlar.

İŞÇİLER KENDİ GEMİLERİNİ İNŞAYI GÜNDEMLERİNE ALMAKLA KARŞI KARŞIYA!

“Gemi metaforu” üstünden devam edersek, bugün olan; “gemi”nin alt katında ve bütün yükü taşıyan emekçilerin, var olan koşullarda geminin bütün yükünü sırtlamayı reddetmeye yönelmeleridir. “Gemi”nin (sermaye düzeninin) sahipleri ve onların siyasi temsilcileri işçilere, emekçilere, halka “Küreklere sarılın (Fedakarlık yapın) yoksa gemi batacak” demektedirler. İşçiler ve emekçiler ise, “Geminin batmasını istemiyorsanız siz fedakarlık edin, taleplerimizi karşılayın” diye yanıt veriyorlar.

Elbette, içinden geçilen koşullarda işçilerin, emekçilerin böyle bir tutum almaları değerlidir. Ama sonuçta tartışılan, sermayenin “gemisi”nin batıp batmamasıdır! Bu yüzden de işçiler, emekçiler, şu andaki bütün talepleri kabul edilse bile “gemi”nin alt katında olmaya, sermaye düzeninin batmaması için işsizliğin, açlığın, sefaletin pençesinde kıvranmaya devam edeceklerdir. Bu yüzden de uyanış içindeki işçiler, emekçiler “İnsanca yaşayacak bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları” için mücadele ederken tarihin ölüme mahkum ettiği sermaye gemisini “batmaya” terk edip kendi gemilerine geçmek için kendi gemilerinin inşasını gündemlerine almak durumundadırlar.

Bu geminin omurgası ise; işçilerin emekçilerin birliğidir. İşçilerin gemisi; işçiler, emekçiler, sermaye güçleri karşısında ne kadar birlik olursa o kadar sağlam olacaktır.

Emek Partisinin dün gazetemizin sürmanşetinden gördüğü “Eylemleri birleşik mücadeleye dönüştürelim” başlığı ile sunulan değerlendirmesi bu açıdan önemli saptamalar yapmaktadır.

“Sermayenin gemisi”ni yürüten güç olan işçi sınıfı ve emekçiler, kendi günlük taleplerini elde etme mücadelesini “Kendi gemilerini inşa etme”yle birleştirdikleri ölçüde, sermayenin gemisini tarihin hükmü olan “batmaya” rahatça bırakabileceklerdir!

Evrensel'i Takip Et