Diyarbakır’dan İstanbul’a ‘kuş uçuşu’ bir medya yolculuğu
Fotoğraf: MA
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla 8 Haziran sabah 05.00’te evleri basılan 19’u gazeteci, ikisi basın çalışanı ve biri yurttaş toplam 22 kişi sekiz gün gözaltında tutuldular. Su, tuvalet ihtiyaçları kısıtlandı, neyle suçlandıklarını öğrenemedikleri gibi avukatlarına da ulaşamadılar. 15 Haziran'da adliyeye sevk edildiler. Abdurrahman Öncü, Aziz Oruç, Elif Üngür, İbrahim Koyuncu, Lezgin Akdeniz, Mazlum Güler, Mehmet Ali Ertaş, Mehmet Şahin, Neşe Toprak, Ömer Çelik, Ramazan Geciken, Safiye Alagaş, Serdar Altan, Suat Doğuhan, Zeynel Abidin Bulut ve yapım şirketi muhasebecisi Remziye Temel tutuklandı. Esmer Tunç, Mehmet Yalçın, Gülşen Koçuk, Kadir Bayram ve yapım şirketinde bir süre aşçı olarak çalışan Feyinaz Koçuk ile İhsan Ergülen adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Ahmet Şık, çok yararlı bir çalışmayla tüm dosyayı, gazetecilerin özgeçmişlerini, neyle suçlandıklarını, ifadelerini ve avukat görüşlerini derleyerek bir rapor haline getirdi, lütfen okuyun.
Dosya üzerinde kısıtlama kararı var, avukatların kısıtlamanın kaldırılması talepleri reddedildi, dolayısıyla neyle suçlandıkları yalnızca tutuklamaya gerekçe gösterilen deliller, sorgu evrakları ile gizli tanık ifadelerini içeren tutuklamaya sevk yazılarından yola çıkılarak toparlanmış. Birçoğu gazetecilerin daha önce yargılandıkları davalarda aynıyla kullanılmış. Gizli tanık ifadelerinden bir-ikisinde Diyarbakır’dan kalkan uçaklara dair son dakika bilgisi geçildiği yazıyor. Diyarbakır’ı bilen bilir söz konusu havalimanı zaten şehir merkezinde sayılır, güncel haber vermeye hevesli herhangi bir Twitter kullanıcısı bile bu bilgiyi geçebilir.
Kalanı ‘televizyonda gördüm, örgüte sempati duydum’ diyen itiraf iddialarından, “niye bunu haber yaptın, niye bunu gündeme getirdin?” sorularından ibaret. Gazeteci Elif Üngür’e, Roger Waters’ın başlattığı, Pete Townshend, Robert Plant, Peter Gabriel ve Brian May gibi başka ünlü müzisyenlerin destek verdiği “Nûdem Durak’a özgürlük” kampanyasına ilişkin program yapmasının nedeni sorulmuş. Waters, Durak’a gitarını dahi yollamıştı, esas soru medyanın geri kalanının bunu nasıl haber yapmadığı olsa gerek.
İddianame henüz açıklanmadı, gelinen noktada tecrübeler, gazetecilerin “terör örgütü propagandası” ile suçlanma ihtimaline işaret ediyor. Lakin sorulan sorular, mahkemenin tavrı, gazetecilere cezaevi girişinde “aktif örgüt üyesiyim”, “sempatizanım” ile başlayan form doldurtma girişimi işi örgüt üyeliğine sokma gayretini akla getiriyor ki KCK Basın davasında da aynı yöntem izlenmişti.
Avukatlara verilmeyen ama iktidar medyasına servis edilen bilgiler arasında en dikkat çekici olan yapım şirketlerinin 157 fatura karşılığında Belçika’da faaliyet gösteren Hivron Nv adlı yapım şirketinden 846 bin 800 Euro aldıkları tespiti. Muhasebeleştirmişler zaten. Zaman aralığı yine belirsiz bugünkü kurdan 15 milyon yapıyor, ama mesela 2016 ya da 2017’de 3 milyon. AKP’nin yönetimindeyken İBB’nin web sitesine 2016’da yaklaşık 13 milyon TL harcandığı ortaya çıkmıştı.
Bir gizli tanık da gazete ve dergilerin satışından kazanılan paraların örgüte yollandığını söylemiş. Bugüne dek gazete ve dergi satışından haber merkezini dahi çevirecek makul bir bütçe devşireni görmedim. Ne doğuda ne batıda…
Acaba akıllarda Netflix’in medyayı fon yapan dizisi, Kuş Uçuşu gibi bir ortam mı var? Haber sonrası şampanya yollanan ana haber sunucuları, ergen tavırlı yapımcılar ve 9 milyonluk bütçeyi beğenmeyen ekibe darbe organize eden CEO’lar… Bir de onları devirmek isteyen ama niye o kadar kötü olduğunu bir türlü anlayamadığımız hırslı bir stajyer. Ana akımı ele geçirmek için her yolu deniyor, sonunda başarıp kameralar kendisine dönünce o ekranı nasıl kullanacağını bilmiyor, daha önce hiç düşünmemiş, hiç çalışmamış. Sadece ve sadece ‘biri’ olmak istiyor. AKP’nin medya hikâyesi de böyle.
Kuş uçuşu bir bakışla, bu ülkede villasının havuzuna girmeye üşenen haberciler yok, haber verebilmek için canını dişine takan gazeteciler, gazeteci olabilmek için tüm imkanlarını zorlayan gençler var. Sansür yasa tasarısının ertelenmesi şaşırtıcı değil, 29. Maddede tarif edilen "sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratma saikiyle", “gerçek kimliğini gizlemek suretiyle veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde” ifadelerinin yarın dönüp kimleri vuracağını iktidar medyası da gayet iyi biliyor. Diyarbakır’daki suçlamalara, hukuk ihlallerine bakınca görüyor. Ava giderken avlanmak da var. Oysa ‘havuz’a bakıp kim bilir ne hayaller kurmuşlardı…
*Ertelenen sansür yasasının içeriği, olası sonuçları, gösterilen tepkiler yayına yeni başlayan www.refleksiyon.org sitesinde derlenmiş, tartışılmış, gözünüzden kaçmasın.
- Türkiye’de gazetecilik kamu yararına risk almaktır 30 Ocak 2025 14:20
- Magazin asla sadece magazin değildir 15 Ocak 2025 05:01
- 2024 biterken… 31 Aralık 2024 06:15
- Erişilebilirlik, eşitlik ve yoksulluk mücadelesi 17 Aralık 2024 06:21
- Haberin telifi meselesi 03 Aralık 2024 06:30
- Marx’ın vampirleri ve medyanın yeni sermayedarları 26 Kasım 2024 06:48
- Gazetecileri yargıdan kim koruyacak? 18 Kasım 2024 04:30
- Etki ajanlığı: Muhalefet 'casusluk' sayılacak 12 Kasım 2024 05:00
- Etki ajanlığı: Tek yasayla çok yasak 05 Kasım 2024 05:02
- ‘Cesur Yeni Dünya’nın çocukları 13 Ekim 2024 04:22
- “Sınır hattı çok sıcak” 06 Ekim 2024 04:42
- Medya bir çocuğa kanat takıp ağladı, diğerini çöpe attı 29 Eylül 2024 05:05