Yıpratma-devirme çelişkisi

Fotoğraf: Ukrayna Acil Durumlar Servisi
Rusya ve Batı (Transatlantik-pasifik ittifakı) Ukrayna’da bir yıpratma savaşına girişmiş durumda. İlginç olan, yıpratma savaşı stratejisinin sadece uluslararası siyasette değil ulusal siyasette de yaygın bir şekilde hakim olduğunu gözlemleyebilmemiz. Manevra değil, muhasara stratejileri hakim siyasal strateji olarak belirginleşiyor. Eh, nihayetinde uluslararası siyasette de ulusal siyasette de burjuvazinin önerebileceği tek bir seçenek var: Restorasyon. Yani, (ulusal ya da uluslararası) restorasyon siyasetinin şu anda izlediği strateji yıpratma savaşı.
Askeri Tarihçi Hans Delbrück Berlin Üniversitesinin 1881 yılındaki açılış dersinde “iki tip savaş” teorisini ortaya atar: Yıpratma savaşı (Ermattungskrieg) ve devirme savaşı (Niederwerfungskrieg). Delbrück’ün ayrımı 19’uncu yüzyılın ünlü Askeri Kuramcısı Carl von Clausewitz’in sınırlı savaş ve düşmanı devirme savaşı arasında yaptığı ayrımdan esinlenir. Yıpratma savaşı sınırlıdır: Düşmanın ortadan kaldırılmasını değil, onu belli bir pozisyona mecbur etmeyi amaçlar. Devirme savaşı ise düşmanın devrilmesini, ortadan kaldırılmasını hedefler. Ukrayna Krizi’nin başından bu yana siyasetçiler ve yorumcular bu iki tanım arasında gidip geldi. Putin, savaşın başında hedefinin Kiev’deki hükümeti devirip yeni bir hükümet kurmak olduğunu açıkladı. Ama zaman içinde Zelenskiy’le görüşmeyi kabul ederek, zımnen mevcut hükümetin kolu kanadı kırılmış ve hükmettiği alan daraltılmış bir şekilde iktidarda kalmasına razı olduğu mesajını verdi. Biden da çatışmanın başlarında hedefini Putin’in iktidardan devrilmesi olarak açıkladı, ancak hemen bu açıklamanın resmi olmadığı ilan edildi. Her iki tarafta da benzer bir hava esiyor: Fiilen uygulanan bir yıpratma savaşı var. Ülke içindeki kamuoyunda düşman sürekli devrilmesi gereken ve müzakere bile edilemeyecek bir tehdit odağı olarak kurgulanıyor. Buna mukabil kamu diplomasisinde hükümet devirme amacı ağza alınmıyor ve diplomatik kanallar (Schröder ve Erdoğan gibi aracılar dahil olmak üzere) açık tutuluyor.
Nükleer silahlar devrinde iki nükleer gücün manevra savaşı yerine yıpratma savaşını tercih etmesi kuşkusuz derin bir nefes aldırır. Nitekim Rusya ve ABD arasında çıkacak nükleer bir savaşın sonuçları sadece insanlık değil, gezegenimizdeki tüm canlılar açısından felaket olacaktır. Lakin bu seçenek ne kadar teselli olabilir? Yıpratma savaşı da nihayetinde bir savaştır ve uzadıkça “batık maliyetler” nedeniyle savaşan tarafları savaşa iyice kilitleyen, dolayısıyla bölgesel savaşı küreselleştiren, çatışmayı tırmandıran ve belki de sonunda manevra savaşına sürükleyen bir süreçtir. Dolayısıyla yıpratma ve devirme savaşı arasında yapılan ideal-tipleştirme, savaşı bir süreç olarak anlamamızın önünde bir engel olmamalı. Yıpratma-devirme arasındaki ilişkiyi diyalektik bir biçimde kavramak yıpratma içindeki devirme, devirme içindeki yıpratma momentlerini görebilmemizi sağlar. Böyle baktığımızda Biden’ın Batı-Rus ilişkilerinde Putin’i devirmeyi amaçlayan bir yıpratma, Ukrayna’da ise Rus ordusunu yıpratmayı amaçlayan bir devirme savaşı yürüttüğünü görüyoruz.
Savaşın rejimlerin kurucu unsuru olduğunu bu köşede defalarca yazdığım için okuru bezdirmemek adına tekrara düşmek istemiyorum. Yalnız, yıpratma savaşının da manevra savaşı gibi devlet biçimini ve rejim yapısını şekillendiren bir süreç olduğunun altını çizmek istiyorum. Bu noktada belki de Birinci Dünya Savaşı’na giderken Marksizm içindeki tartışmalarda askeri stratejinin nasıl tartışıldığını hatırlamakta fayda var. Perry Anderson, Gramsci’nin hegemonya kuramına ilişkin yazdığı meşhur yorumunda, düşünürün pozisyon savaşı ve manevra savaşı kavramlarının Kautsky’nin devirme savaşı ve yıpratma savaşı kavramlarıyla paralelliğine dikkat çeker (“Antinomies of Antonio Gramsci”, New Left Review 100, 1977, 61-71). Delbrück’ün Siyasi Tarih Çerçevesinde Savaş Sanatı Tarihi (Geschichte der Kriegskunst im Rahmen der politischen Geschichte) adlı dört ciltlik eserinin ilk üç cildi 1900, 1901 ve 1907 yıllarında basıldı. Bu ciltler dönemin Ortodoks Marksizminde takdir ve hatta hayranlıkla karşılandı. Mehring, SPD’nin haftalık teorik yayın organı Die Neue Zeit’ta Delbrück’ün kitaplarını “Burjuva Almanya’nın yeni yüzyılda ürettiği en önemli eser” olarak selamladı ve yıpratma-devirme zıtlığının savaş sanatı için tüm tarih boyunca geçerli olduğunu ispat etmeye çalışan yüz sayfalık bir makale kaleme aldı. Savaş üzerine bu kadar kafa yormuş bir partinin Birinci Dünya Savaşı’nda şapa oturması ne kadar ilginç değil mi?
Bu sorunun cevabını yıpratma-devirme zıtlığının merkeze oturduğu ve 1910’da parlamentarizmi savunan Karl Kautsky ile genel grevi savunan Rosa Luxemburg arasındaki tartışmada bulabilir miyiz acaba? Die Neue Zeit’ta yürütülen bu tartışmada Kautsky, Luxemburg’un genel grev örgütleme talebini manevra/devirme savaşıyla özdeşleştirerek, parlamentonun merkezde olduğu bir pozisyon/yıpratma savaşı stratejisini savunur. Tartışma, (Aslen İstanbul Yahudilerinden ve Lenin ve Trotsky’nin yakın arkadaşı olan) Menşevik Lider Julius Martov’un Die Neue Zeit’ta Rusya’da da yıpratma savaşı izlenmesi gerektiğini iddia eden makalesiyle Rus sosyal demokrasisi içine taşınacaktır. Kautsky’le kopacağı Birinci Dünya Savaşı’ndan dört yıl evvel Lenin, Luxemburg’un parlamentarizm eleştirilerine rağbet etmeyerek Kautsky’nin tezlerinin Bolşeviklerin izlediği siyasetle çelişmediğini kanıtlamaya çalışır: “Devirme stratejisinin uygulanacağı anın ne zaman olduğu Almanya Marksistleri tarafından Almanya için tartışılabilir, ancak 1905’te Rusya için uygun olduğu tartışılmaz.” 1910’daki bu tartışma, önce bölgesel savaşlarla başlayıp dünyanın o güne kadar tanık olduğu en büyük savaşla sona erecek bir dönemin habercisiydi. Bu bağlamda yıpratma-devirme savaşı üzerine fikir yürütmeye devam edeceğim.
Evrensel'i Takip Et