Sosyalizme yürümek…

Çizim: Nikolai Shukov
’68’in genç devrimcilerinin açtığı düzen solculuğunun ketlerini kıran yoldan yürüyenlerimiz yine ciddi zorluklarla yüzleştik. Özlemiyle dolu olduğumuz sosyalizme inanıyorduk. Sosyalizme barışçıl geçiş türünden Marksizmi bayağılaştıran görüşleriyle modern revizyonizme hiçbir yakınlık duymuyor; bürokratik militarist aygıtın devrimle parçalanması zorunluluğu gibi Marksist öğretinin belli başlı tezlerini benimsiyorduk. Ancak henüz birçok konuda netleşememiştik. Bir yandan modern revizyonizmin yalnızca “barışçıl geçiş”ten ibaret olmayan tezleriyle yozlaştırıcılığı, diğer yandan bizim de dahil olduğumuz samimi devrimcilerin revizyonizme tepkiyle kaçınamadığımız aşırılık ve darlıklar yüz yüze olduğumuz zorluğun temel etkeniydi. Ve aslında ikisinin teorik temeli başlıca noktalarda kesişme halindeydi. Deniz’in “Yaşasın Marksizm-Leninizmin yüce ideolojisi” haykırışıyla işaretini verdiği yola girmiştik. Ancak kalıntıları da problemdi. Hüsnü’den başlayarak TKP, sonra Z. Baştımar’la onun dışladığı aynı kökten gelme Mihri ve önceden dışlanmış Kıvılcımlı ağabeyler içerik olarak “Kapitalist olmayan yolu” benimseyerek, düpedüz Kemalistlere bel bağlamaktaydılar. Onlardan ayrılmıştık ve biz öyle değildik, ancak kalıntılarını temizlememiz bir süre daha aldı.
Dedik ya, gençtik ve arada büyük bir devrimci olduğundan kuşku duyulamayacak Mao ve görüşlerinden etkilendik. “Çin’e özgü Marksizm” diyordu ve sosyalizmin yolundan yürümedi. Onu da eleştirip biz yürüdük o yoldan. Genç devrimciler dünyaya kafa tutmaktaydık, ancak şarttı.
Sadece teorik alanda kalsak, olanaksızdı; ama Marksizm zaten öncelleri türünden bir teori değildi. Marx’ın 11 tezinin en az 7’si doğrudan pratikle ilişkilidir. Bizimse yüzümüz zaten işçi ve köylüleriyle halka dönüktü ve hemen tümümüz alt sınıflardan gelmeydik. Ölesiye halka bağlıydık ve temel sınıfı proletaryaya bağlanmakta fazla zorlanmadık. Küçük grupların mücadelesinden işçi sınıfına dayanarak kitle mücadelesi içinde yer tutmaya yönelmek kolay değildi; ama bölünüp dağılmadan başardık. Artık Marksizmi savunarak sınıfın ileri kesimleriyle birleşmekteydik. Bir yandan modern revizyonizm ve Gueveracılıkla Maoculuğun ortak teorik temellerine karşı mücadele içinde yolumuzu doğrulturken, bir yandan da bir işçi sınıfı örgütü olmanın sağlam adımlarını attık. Sonucu, onsuz sosyalizm iddiasının ete kemiğe bürünemeyeceği, işçi hareketiyle Marksist hareketin birliğinin sağlanması oldu.
Sonra benzer yollardan yürüme çabasında olanların birliği gündeme geldi. Sadece tarihsel gelişme farklılıkları değil, aynı zamanda yaklaşım ve görüş farklılıkları az değildi ve epey enerji harcanmasına karşın gerçekleşmedi. Yine de -sonradan yeni ayrılıklara yol açacak- bazı birleşmeler olmadı değil. Bunlarda, taktiklerde de birleşmek için uğraşıldı, çünkü sadece genel doğrularda birleşmenin yetersizliği bilinmekteydi. Ama bir parti birliği olabilecek sosyalizmi savunma iddiasında olanların birliği açısından taktikler ve ayrıntılarda birlik de gerekli olmakla birlikte, yetersizdi. Demokratik bir birlik kurulmayacaktı, sosyalist içerikli bir birlikse, sadece demokrasinin sorunları üzerinde ve demokrasiyi savunmakla kurulamazdı. III. Enternasyonal’in (Komintern’e üyeliğin) 21 şartı yol göstericimizdi ki en başında proletarya diktatörlüğünün savunulması gelmekteydi. Modern revizyonizm gibi bir yıkıcılık olan II. Enternasyonal oportünizminin çeşitli türlerinin bolluğu koşullarında bu şartlar zorunlu olmuştu. Marx’a dayanmaktaydı: “…Sınıfların ya da bunlar arasındaki savaşımın varlığını keşfetmiş olma onuru bana ait değildir. Burjuva tarihçileri bu sınıf savaşımının tarihsel gelişimini, burjuva iktisatçılar da sınıfların ekonomik anatomisini benden çok önce açıklamışlardır. Benim yeni olarak yaptığım : 1 ) Sınıfların varlığının ancak üretimin gelişimindeki belirli tarihsel evrelere bağlı olduğunu; 2) Sınıf savaşımının zorunlu olarak proletarya diktatörlüğüne vardığını; 3) bu diktatörlüğün kendisinin bütün sınıfların ortadan kaldırılmasına ve sınıfsız bir topluma geçişten başka bir şey olmadığını tanıtlamak olmuştur.”
Buradan devam ettik, ediyoruz.
Evrensel'i Takip Et