Ucuz emek rejimi

Ekran görüntüsü, Devekuşu Kabare'nin Aşk Olsun oyununun video kaydından alınmıştır.
-Demek her şeye bozuluyor sizin kral?
-Son zamanlarda.
-Peki krala da bozulanlar var mı?
-Olmaz mı? Tonla.
-Tonla kim? Yeni bir kral namzeti mi yoksa?
-Hayır, yani yüzlerce, binlerce.
-Ha bozulan çok?
-Çok.
-Niye? Ülkenizde işler bu kadar kötü mü gidiyor?
-Hayır. Her şey toz pembe. Ortalık güllük gülistanlık [Alkışlar]. Derd üstü murad üstüyüz. Bi özgürlük, bi ucuzluk değme gitsin [Kahkahalar].
-Niye bozuluyorlar öyleyse peki?
-En çok bozulan orta sütun.
-Kim?
-Orta sütun, orta sütun.
-O ne oğlum öyle?
-Bizim yüce kral hazretleri orta sütun, orta sütun diye diye tahta geçti. Ve iki buçuk yıl içerisinde bütün sütunları hâk ile yeksan etti [Kahkahalar, alkışlar].
-Anladığım kadarıyla ülkenizde artık sütun mütun kalmadı ha?
-Kalmadı. Bi ara ülke arena gibiydi, şimdi agora gibi oldu… Ama onun dışında ne istersen var.
-Ne gibi?
-Bastır parayı canının istediğini al.
-İyi ya işte!
-Ama para nerde!
Zeki Alasya-Metin Akpınar ikilisinin unutulmaz replikleri Özal zamanında ülkenin halini böyle anlatır. Alasya-Akpınar’ın Devekuşu Kabaresinin izleyicisiyle kurduğu iletişimi ele almak bu yazının sınırlarını aşar. O dönemi hatırlayanlar bu oyunu ezbere bilirler. Devekuşu Kabare kasetlerden dinlenir, videodan izlenirdi. Yıllar geçtikten sonra bu repliklerin güncelliği hayret verici. Öyle ki Kenan Evren hâlâ cumhurbaşkanıyken sahneye konan bu oyun şimdi hiç dokunulmadan tekrar seyirciyle buluşsa tiyatrocuların başına ne gelir kimse bilemez.
Oyundan alıntıladığım bölüm Özal’ın “orta direk” dediği orta sınıfın düşüşünü anlatır. 12 Eylül darbesinin Özal eliyle uyguladığı ihracata yönelik ekonomik büyüme modeli Türkiye’de yeni bir orta sınıf yaratmayı vadediyordu. Serbest ticaret, piyasa ekonomisi, dışa açılma hem rekabetçi bir sanayi yaratarak hem de tüketim ürünlerini ucuzlatarak refahı arttıracaktı. Piyasaya giren yeni ithal ürünler orta direğe yönelik en cezbedici vaatti. Bütün hak ve özgürlüklerin üzerinden geçen tanklar tüketim özgürlüğünün bayrağını taşıyordu. Ne var ki bakkal, market raflarındaki ürün çeşitliliği ve bolluğuna rağmen ciddi bir sorun vardı: Enflasyon. Türkiye ekonomisi, ihracattaki rekabetini emek gücünün ucuzluğu, yani ücretlerin düşüklüğü, yani emekçilerin yoksulluğu üzerine kuruluydu. Geçen kırk yıla rağmen bu hakikat hükmünü icra etmeye devam ediyor. Ekonominin yapısı büyük ölçüde değişti, ancak bu denklem değişmedi. AKP’yi iktidara taşıyan şubat 2001 krizinden sonra cümle elitin diline pelesenk olan “Yüksek katma değerli mal üreterek orta gelir tuzağından çıkma” hedefi de ’80’lerin Popüler Sunucusu Erkan Yolaç’ın deyimiyle “Mehter marşıyla geldi, İzmir marşıyla gitti”.
İhracata yönelik büyüme ve orta direk yaratma vaadi karaya oturunca Özal’ın çözümü Cumhurbaşkanlığına geçmek ve akabinde başkanlık sistemini savunmak oldu. Bugün parlamenter sistemi canhıraş savunanların bir kısmının o dönem başkanlık sistemini nasıl göklere çıkardığı belki hatırlanır. Nitekim, Özal’dan sonra cumhurbaşkanlığına oturan Demirel de, 1990’lar boyunca koalisyon hükümetlerinden şikayet edenler de başkanlık sistemini savundular. Özal’ın, Demirel’in bürokrasinin tasallutundan bezmiş müteşebbis dostu başkan hayalini nihayet Erdoğan gerçekleştirdi. Şimdi sanki bunlar hiç yaşanmamış gibi parlamenter sistem bir cankurtaran simidi gibi önümüze atılıyor. Yanlış anlaşılmasın: Başkanlık rejimini savunuyor ya da parlamenter sisteme geçişe muhalefet ediyor değilim. Yalnızca ucuz insan olmaktan bıktım ve parlamenter sistemin buna nasıl bir çare olacağını anlayabilmiş değilim.
Özal’ın orta direk söylemi topluma sınıf atlama hayalini pazarlıyordu. Rekabetçi bir ekonomide herkes fırsatları değerlendirebilir, orta sınıfa kapağı atabilirdi. AKP iktidarını bu hayal üzerine kurdu. Başkanlık güzellemeleri gibi şimdi hafızalardan silinen orta sınıf kasideleri 2000’li yıllarda AKP’nin vesayetle mücadele, normalleşme, açılım kampanyalarının vazgeçilmezleriydi. Ne var ki, ağam geldi, paşam gitti emeğin ucuzluğu baki kaldı. Emeğimizin, bedenimizin, canımızın daha da ucuzlamasını istemiyorsak değiştirmemiz gereken öncelikle bu ucuz emek rejimidir.
Evrensel'i Takip Et