2023 seçimleri: "Korkulan" ve tedbir olan

Fotoğraf: DHA
2023 milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimleri üzerine tartışmanın Erdoğan’ın ülke ve devlet yönetiminde son ve tek yetkili olmasını sağlayan seçimin yapıldığı tarihten itibaren başladığını politik gelişmelere kulak kapamamış olan herkes bilir. Bıktırıcı özelliği de olan bu tartışmalarda genel olarak öne çıkarılan 2023 seçimlerinin sonraki süreçte yaşanacaklar açısından büyük önem taşıdığı/taşıyacağıdır. Bu tespit yanlış değildir: Politik mücadeleye sandık ve oy merkezli bakıp bakmamaktan bağımsız olarak yapılacak seçimler, halıhazırda devlet gücünü ve burjuva-yasal anayasal kurumları tek adam iradesiyle bağlı şekilde ve muhaliflerine aman tanımaz polis devleti anlayışıyla işleten Erdoğan yönetimine son vermek açısından önem taşımaktadır.
Gelgelelim sürdürülen tartışmalarda burjuva ve devrimci muhalifler adına konuşanların çoğu tarafından dile getirilen ikinci önemli soru, yasal ve yasa dışı birçok araç ve uygulamaya başvuran bir iktidar gücünün oy çoğunluğu aracıyla işbaşından uzaklaştırılıp uzaklaştırılamayacağıdır. Kimilerinin “seçim güvenliği”yle de ilişkili göstererek dile getirdiği bu sorunun ülkenin somut koşullarında yersiz ve gereksiz olmadığını gösterir onlarca neden sıralanabilir. Bu sorunun sorulmasını “korku atmosferi oluşturmak isteyen iktidarın politikalarına güç verme” parantezine alanlar, tek adam yönetiminin şiddet ve zorbalığa dayalı bir yönetme politikasını esas aldığını, yeri geldiğinde kendini hiçbir burjuva hukuk kuralı ve anayasal belirlemeyle bağlı saymayıp ağır saldırılarda bulunduğunu gözardı etmektedirler.
Seçimlerin burjuva meşruiyeti ya da burjuva hükümetlerinin seçimler aracıyla “yetki alıp” yine seçimler aracıyla yönetim aygıtı dışına düşmeleri türünden olağan burjuva politik işleyişi bin tür araç ve uygulamayla delen bir iktidar gücü özgülünde bu soru ve sorun gündeme gelmiştir. Ortaya çıktıklarından günümüze kendilerini resmi militer kurumların yardımcısı ilan eden ve o kurumlarla içiçe faaliyet yürüten paramiliter kontra güçlerin siyasal sabotaj ve suikastlerinde yeniden artış söz konusudur. Tüzüğünde provokasyon, tedhiş ve sabotaj yapma dahil her türden kontra saldırıyı görev olarak belirlediğini gizlemeyen, Suriye, Libya gibi ülkelerin yanı sıra asıl faaliyet alanı Türkiye olan SADAT, hem de bir televizyon kanalından ilan ederek CHP genel başkanını tehdit etti. TSK’nin 15 Temmuz 2016 sonrası süreçteki yeniden yapılanmasında belirleyici rol oynadığını açıklamaktan kaçınmayan örgütün yöneticileri bunu bilinçli olarak yaptıklarını açıkladılar. Mafyacı faşist çetelerin mensuplarıyla boy boy resim çektiren, muhalefet yöneticilerine ikide bir tehdit savuran devlet iktidarı temsilcileri “güvenlik kuvvetleri”ne kumanda ediyor. Yargı tek adam yönetiminin sarayından gelen talimatlara bağlanmış durumda. Ordunun kumanda kademesi siyasal bir partinin militanıymış gibi birilerini alkışlarken, ona muhalif olanlara karşıt konumunu açık etmektedir.
Bu ve daha da eklenebilecekler, işbaşındaki güçlerin iktidarı bir seçim oylaması sonucu kaybetmeyi kolayca kabullenmeyecekleri kuşkusunu beslemektedir.
Bu kuşkuya elbette teslim olunamaz. Ancak, bütün öncekilerden farklı olan bir fiili durumla karşı karşıya bulunulduğu, bu durumu aşmak için emekçiler çoğunluğunun seferber olması gerektiği de sır değildir. Tehlikeleri görmek, onları defetmenin araç, yol ve yönteminin yanısıra asıl olarak defedecek güçlerin derlenip toparlanmasını gerektirir. Emek ve Özgürlük İttifakı’nın oluşumu ve salt oluşturucu parti ve örgütlerin destekçileriyle sınırlı olmayan mümkün en geniş işçi-emekçi, kent-kır yoksulları, küçük üretici, küçük esnaf vb. gibilerinin baskı ve zorbalığa karşı tüm yaşam ve çalışma alanlarında örgütlü bir muhalefetinin geliştirilmesi çabası bunun gereklerindendir. Hayat pahalılığı ve zamlar devam ediyor. EYT’lileri oyalama politikası sürüyor. Birçok iş yerinde ek zam talebiyle eylemler yapılmaya başlandı.
Kabaca belirtilirse, politik-ekonomik birçok gelişmenin daha çok iç içe geçerek emekçileri kuşattığı bir dönemden geçiliyor. Seçim ortamına girişmiş olması, seçim mitinglerinin yapılmaya başlanması politik serbestiye işaret etmiyor. Birbirini izleyen suikastler, tek adam yönetimine muhalif kesimlere yönelik baskı ve yasakların genişletilmesi, HDP’ye kuşatmanın takviye edilmesi, “anti terör” propaganda adına devrimci demokrat ve sosyalist parti ve örgütlere yönelik Gooebelsci kara çalmalarda yoğunlaşma vb. tüm bunlar, ekonomik-sosyal ve siyasal talepler için mücadeleye yönelen kesimleri güç ve eylem birliğini geliştirme sorumluluğuyla yüz yüze getirmiştir. 2023 seçimleri tek adam yönetimine son verilmesiyle sonuçlanabilirse siyasal baskı ve yasaklar kuşatmasının bir biçimde ve oranda yarılması mümkün olabilecektir ve işçi ve emekçiler açısından bu kadarı dahi bir kazanım olacaktır.
İçinde bulunulan kaotik süreç, hayat pahalılığından şikayetçi olup zamların durdurulmasının yanı sıra ücret ve maaşlarına zam yapılmasını isteyen emekçilerle çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesini istemekle kalmayıp sömürü ve baskı sisteminin son bulması için mücadele ettikleri için saldırıya uğrayan ileri işçi, emekçi, genç ve aydınların daha sıkı birliğini daha ivedi şekilde gerekli kılıyor. İşçi ve emekçilerin örgütlü birliği, sermaye kuvvetleri karşısında kendi güvenliğini sağlamak da dahil olmak üzere sosyal ekonomik ve politik talepleri elde etmenin temel koşuludur. Yakın tarihimizin deneyimleri başka şeylerin yanı sıra militer kontra örgütlerin provokasyon ve saldırıları karşısındaki tek güvencenin ancak bu birleşik ve etkili mücadeleyle sağlanabileceğini de göstermiştir.
Evrensel'i Takip Et