Depremde ölmek savaşta ölmekten farklı mı?

Fotoğraf: Ukrayna Acil Durumlar Servisi (Arşiv)
Bugünkü veriler, dünyanın halinin pek de parlak olmadığını gösteriyor. Kapitalizmin doğasında yatan aşırı kâr, sömürü, rant ve rüşvet sayesinde doğal afetlerin yarattığı enkaz, aldığı canların sayısı her geçen yıl artıyor. Sadece Türkiye’deki depremin yarattığı acı tablo bunun en çarpıcı örneklerinden birisi. Ancak aynı zihniyetin işbaşında olduğu bütün kapitalist ülkelerde tablo yaklaşık olarak benzer olurdu. Zira, kapitalist zihniyet egemen kalmaya devam ettiği sürece insanlık, ne yazık ki, benzer doğa felaketlerinin faturasını ağır ödemeye devam edecek.
Benzer bir durum, emperyalizm için de geçerli. Bir yıl önce başlayan Ukrayna savaşının bilançosu pek dikkat çekmese de oldukça ağır. Resmi verilere göre, bir yıl içinde 200 binden fazla asker, 50 binden fazla sivil hayatını kaybetti. Bir yıl içinde toplam ölü sayısının 250 bini geçmesi, milyonların ülkesini terk etmesi sahada acımasız bir savaşın sürdüğü anlamına geliyor. Her bir rakamın altında kaybolan bir hayatın var. Ve bu insanlar göz göre göre, emperyalist paylaşım nedeniyle hayatlarını kaybettiler.
Doğal olarak Türkiye ve Suriye’deki depremin yaralarını sarmaya kilitlendiğimiz şu günlerde, Türkiye ve Suriye halklarının açısını paylaşmak için timsah gözyaşları döken, ikiyüzlü mesajlar yayımlayan, yardım çağrıları yapan, ziyaretler düzenleyen emperyalist ülkelerin temsilcileri, Ukrayna sahasında ölenlerin de insanlar olduğu gerçeğini bir an olsun dahi akıllarına getirmek istemiyorlar.
Nasıl ki, inşaat tekelleri binaları dikerken malzemeden çalarak, deprem olduğunda çok fazla insanın öleceğini düşünmeden, fazla kâr yapmanın hesabını yapıyorlarsa, silah tekelleri ve onların sözcüsü siyasetçiler de savaşta ölen insanların hesabını yapmadan kârlarına kâr katmanın derdinde. Bu nedenle sürekli savaşı körüklüyorlar.
Deprem bir doğa olayı olduğu için durdurulamayabilir, ancak alınacak önlemlerle ölen insan sayısı azaltılabilir. Savaş ise durdurulabilir, insanların ölmesi engellenebilir. Bu açıdan bakıldığında depremde ölmek ile savaşta ölmek arasında bir fark var.
Türkiye ve Suriye’deki deprem kurbanları için derin üzüntülerini açıklayan emperyalist ülkelerin liderleri, şu günlerde Ukrayna’da daha fazla insanın ölümüne yol açacak şekilde savaşın büyümesi üzerine hamle üzerine hamle yapıyorlar.
İki gün önce Brüksel’de bir araya gelen NATO savunma bakanları, hep birlikte Ukrayna ordusunu daha fazla ağır silahlarla donatmaya karar verdiler. Karşı taraftaki Rus asker ve sivilleri öldürecek mermi ve top üretimindeki yetersizlikten şikayetçi oldular. Panzerlerden sonra savaş uçaklarının da gönderilip gönderilmeyeceğini konuştular. Şimdilik, “Savaş uçakları gündemde değil” diyorlar, ancak gelişmelere bağlı olarak bunun değişebileceği de ortada. Aynı şekilde Rus gericiliği de işgal ettiği Ukrayna topraklarından çekilmeyi reddederek, bölgeye askeri yığınak yapmaya devam ediyor. Savaşın tetikçisi durumundaki Rusya da elbette bir yıl içinde bu kadar insanın savaşta hayatını kaybetmesinden sorumlu.
Brüksel’de savaşın büyümesi yönünde adımların atılmasına karar verenlerin çoğu, bu hafta sonu Münih Güvenlik Konferansında silah tekelleri ve savaş lobisiyle yeniden bir araya gelecekler. Rusya ve Çin’in “Batı değerleri”ni tehdit ettiğinden dem vurup, askeri harcamaların artırılması çağrısında bulunacaklar, yeni savaş planları ve simülasyonları yapacaklar.
Atılan adımlar, yapılan açıklamalara bakılırsa, Ukrayna savaşında daha çok insan hayatını kaybedecek. Çünkü, bugün birbirine meydan okuyan emperyalist güçlerin gündeminde, Rus ve Ukraynalı askerlerin birbirini öldürmeye son vermesi yok. Tersine daha fazla ölüm üzerinden mevzi kazanmanın hesaplarını yapıyorlar.
Bu savaşın askeri kazananının kısa sürede olmayacağı bir yıl içinde anlaşıldı. Asıl kaybedenin cephede savaşan askerler, onların aileleri, bölge ve dünya halkları ve emekçileri olduğu anlaşıldı. Bu nedenle, savaşın en kısa sürede bitirilmesi için güçlü bir sese ihtiyaç var.
Almanya’da tanınmış iki kadının; Sahra Wagenknecht ve Alice Schwarzer’in başını çektiği, 69 aydın ve siyasetçinin imzaladığı “Barış için Manifesto” (Manifest für Frieden) kısa sürede hem büyük ilgi gördü hem de yeni tartışmalara yol açtı. Çağrıyı dün öğlen saatleri itibarıyla 466 bin kişi imzalamıştı.
Merkezinde “Savaş dursun, müzakereler başlasın” anlayışının olduğu manifesto şu cümleyle bitiyor: “Kaybedilen her gün 1000 insanın daha ölmesine yol açacak ve bizi 3. dünya savaşına yaklaştıracak.”
Pek de parlak olmayan dünyanın gidişatını, Türkiye ve Suriye’deki depremzedeler için timsah gözyaşı döküp Ukrayna sahasında günde neredeyse 1000 insanın ölmesine neden olan, Münih’te savaş planları yapan emperyalist liderler ve ülkelerin değiştirmesi beklenemez. Bu kötü gidişatın bir kader olmadığına inananların vakit kaybetmeden kendisine güvenip harekete geçmesinden başka bir çözüm yolu yok.
Evrensel'i Takip Et