Afet rejimi

Fotoğraf: DHA
Maraş depremi bütün can yakıcılığıyla etkisini sürdürmeye devam ediyor. Yas tutan, kayıplarını arayan, temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan ve yeni bir hayat kurma mecburiyetiyle karşı karşıya olan depremzedeler hâlâ seslerini duyurmaya çalışıyor topluma. Depremden iki hafta sonra 6.4 ve 5.8 büyüklüğünde, yeni can kayıplarına yol açan iki büyük artçı deprem geliyor. İlk deprem dalgası yetmemiş gibi artçılar afet bölgesindeki facianın boyutlarını bir daha gözler önüne seriyor.
Depremlerin gerçekleşmesini engellemek mümkün değil, ancak nerelerde gerçekleşeceği biliniyor ve önlemlerle toplumsal hayatın kesintiye uğramasının ve can kaybının önünü almak mümkün. Bu bakımdan Maraş depremi toplumu ve siyasal sistemi bir sınavdan geçiriyor. Sistem, fena halde çuvallamış durumda. Afetin üzerinden iki hafta geçmesine rağmen hâlâ bölgede çadır, tuvalet, banyo, temiz suya erişim ihtiyaç listelerinin başında geliyor. Yani: En temel ihtiyaçlar hâlâ yeterli düzeyde karşılanamamış durumda. Daha ne kadar zaman gerekiyor? Ülkenin çadır stoku nedir? Bu çadırlar nerededir? Neden hâlâ başını sokacak çadır bulamayan insanlar var?
Afet, basit bir gerçeği net olarak gösterdi: Türkiye’deki temel sorun kaynak sorunu değildir, örgütlenmedir, teşkilattır. Yıllardır, siyasi elit topluma kaynak yaratma becerisini pazarlayageldi. Halbuki mesele kaynak değil, kaynak kullanımıydı. Depremden sonra hükümetin sergilediği performans şu tespitleri yapmamıza izin veriyor:
1) Ülke kaynakları esasen kamuoyunda siyasi rant denilen bir siyasi patronaj ağı kurmak için kullanılmıştır. Deprem vergileri gibi kaynaklar ihdas edildikleri amaçlar, ihtiyaçlar doğrultusunda harcanmadığı gibi, harcandıkları alanlarda da niteliksiz, verimsiz, adaletsiz sonuçlar üretmiştir.
2) Parlamento, belediyeler, sendikalar, meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşları gibi mevcut siyasi temsil mekanizmalarını baypas eden siyasi patronaj ağı bunları ikame edememiş, ciddi bir meşruiyet krizi ortaya çıkarmıştır. Eldeki patronaj ağı esas itibarıyla ekonomik çıkar dağıtımı işlevi görmekte, ancak halkın gerçek ihtiyaçlarını işleme koyup, siyasal sisteme bir girdi haline getirememektedir. Kendileri de saadet zincirinin halkaları olan hükümet güdümündeki dernek ve vakıflar iktidarın meşruiyet krizini giderememektedir.
3) Rejim aynı anda birbiriyle bağlantılı iki kriz yaşamaktadır: Rasyonalite krizi ve meşruiyet krizi. Sistem analizinin diliyle rejimin bir girdi-çıktı sorunu vardır. İktidarın siyasi rasyonalitesi sadece üzerinde yükseldiği saadet zincirinin devamını esas almakta, toplumun bütününü dışlamaktadır. Giderek ağırlaşan bir ekonomik manzara içerisinde iktidar bırakın toplumun ihtiyaç ve beklentilerini karşılamayı, bunları kayda bile geçememektedir. Muhtemelen bu ihtiyaçlardan haberi bile olmayan iktidarın meşruiyeti hızla erimekte, bu erimeyi şiddet ve tehditle ikame etmeye çalışmaktadır.
4) Toplumun ihtiyaçları mevcut iktidarın kapasitesini, siyasi aklını, örgütlenme mantığını çoktan aşmıştır. Bu ihtiyaçların tükenmesi, bitmesi, kendi kendine ortadan kalkması mümkün değildir. Tersine bunlar her geçen gün siyasal sistemin kapısında katlanarak birikecektir. Nitekim, deprem herhangi bir devlet desteğinden mahrum kalan halkın kendiliğinden, kısa zamanda ihtiyaçlarını karşılamak için örgütlendiğini göstermiştir. Bunun karşısında kendi saadet zincirine alternatif, gerçek bir sivil inisiyatife tahammül edemeyen iktidar paniklemiştir. Ancak bütün çabalarına rağmen iktidar bu toplumun ihtiyaçlarını karşılayamayacağını ispat etmiştir. Başka bir deyişle, artık zamanı dolmuştur, vakti geçmiştir. Elindeki aletlere, kaynaklara tırnaklarıyla tutunmaktan başka yapacak bir şeyi kalmamıştır.
Evrensel'i Takip Et