Deprem kritik dönemeç mi?

Fotoğraf: DHA
Kritik dönemeç gerek sosyal bilimsel analizde gerek gündelik değerlendirmelerde sıkça başvurulan bir kavram. Ancak yaygın kullanılan birçok kavram gibi belirli bir tanıma sadık kalınmadığında yanıltıcı sonuçlara, bitmeyen tartışmalara yol açabiliyor. Siyaset biliminde Collier ve Collier’in Latin Amerika’daki emek hareketi ve rejim değişimine ilişkin çalışmaları ve Mahoney’in Orta Amerika’daki siyasi gelişim üzerine çalışmaları, kavramı daha net tanımlayan yaklaşımlar geliştirdiler. Bu çalışmalarda kritik dönemeç, iki ya da daha fazla seçenek arasından bir tercih yapıldığı ve bu kararın sonraki süreçte geriye dönüşü imkansız kıldığı veya çok zorlaştırdığı bir nokta olarak tanımlanır. Pozitivist bir tarih yazımına dayanan bu tanım esas olarak ilerideki kararları ve durumları belirleyen bir kararı, bir tercihi ifade eden, stratejiye dair bir kavramdır. Tarihsel dönüşümün sadece karar ve tercihlerle tarif edilemeyeceğini belirterek, siyaset bilimindeki bu ölçüyü 6 Şubat depreminin siyasal etkileri açısından nasıl değerlendirebileceğimizi tartışalım.
Siyaset Bilimciler Vincent T. Gawronski ve Richard Stuart Olson, 1972 Nicaragua, 1976 Guatemala ve 1985 Meksika depremlerine kritik dönemeç analizi açısından yaklaşıyorlar. Bu depremler aşağı yukarı aynı dönemde ve benzer kültürleri paylaşan ülkelerde gerçekleştikleri için karşılaştırmalı siyaset bilimi açısından önemli veriler sunuyorlar. Yazarlara göre doğal afetler gelenek ve ideoloji pusunu, sisini dağıtan, bir toplumun siyasi, ekonomik ve toplumsal sağlığını ölçen bir biyopsiye benziyor.
1972’de Nicaragua’da gerçekleşen deprem ülkenin başkenti ve en büyük şehri Managua’nın merkezini tamamen yıktı. İki milyonluk nüfusu olan Nicaragua’da 400 bin kişinin yaşadığı Managua ülke ekonomisinin ve nüfusunun kalbiydi. 10 bine yakın insan ölürken, ekonomik kayıp GSYİH’nın yüzde 40’ına ulaşıyordu. İktidardaki Somoza rejimi bir “ailenin” ve ona çetelerin ülke kaynaklarına çöktüğü bir yağma rejimi olarak derhal baskının şiddetini arttırdı. Ancak artan baskının yenilenmiş ve daha güçlü bir muhalefeti doğuracağını öngöremedi. Deprem enkazını kaldırmayarak, şehri merkezindeki arazileri yandaşlarına ucuza peşkeş çekmeye koyulan Somoza bilhassa dükkan sahibi esnaf, şehirli beyaz yakalılar ve Katolik Kilisesinin nasıl muhalefete geçtiğini ve siyasi dengenin sosyalistlerin cephesine doğru kaydığını göremedi. Depremden yedi yıl sonra, 1979’da Somoza’ya yegane alternatif olan Sandinistalar iktidara geldiler. Gawronski ve Olson’a göre 1972 Nicaragua depremi tipik bir kritik dönemeç oluşturuyor.
1985’te Meksika’nın başkenti ve en büyük şehri Meksiko şehrinde meydana gelen deprem 20 bine yakın insanın ölümüyle sonuçlandı. Deprem gerçekleştiğinde Meksiko’nun nüfusu Nicaragua’nın toplam nüfusunun on katına yaklaşmaktaydı. 90 milyonluk Meksika’nın 20 milyonu Meksiko’da yaşıyordu. Deprem sonrasında ortaya çıkan toplumsal dayanışma ülke tarihindeki kendiliğinden ortaya çıkan ilk halk seferberliği ve yeni bir toplumsal aktör olarak sivil toplumun doğuşu olarak tanımlanıyor. Bu hareket hem bir bakanın istifasını alacak hem de Dünya Bankası üzerinde baskı kuracaktı. Depremzedelerle yapılan sözlü tarih ve etnografi çalışmalarıyla tanıklıklar toplanacak, bunlar ulusal ve uluslararası kamuoyuna duyurulacaktı. Gawronski ve Olson aslında Meksika’da devlet ve toplum karşıtlığı üzerine oturan bir muhalefetin halihazırda var olduğuna ve depremin bu süreçte katalizatör rolü gördüğüne işaret ediyorlar. Meksika’daki tek parti rejimi esas olarak 1968’deki Tlatelolco Katliamı’yla sarsılmıştı. Yüzlerce gencin öldürüldüğü bu olaylarda Kurumsal Devrimci Parti (KDP) kendi meşruiyetinin temelini oluşturan orta sınıf çocuklarına, işçi ve köylülere karşı kullanmaya alışkın olduğu silahlarla ateş açarak kendi sonunu hazırlamıştı. Bu noktadan itibaren rejimin elinde şiddetten başka bir araç kalmıyordu. 1970’ler boyunca Tabasco ve Chiapas’ta bulunan petrol rezervleriyle kontrollü olarak devam eden toplumsal gerilim 1982 ekonomik kriziyle zirveye ulaştı. Yüksek enflasyon, sermaye kaçışı, devalüasyon ve yatırımcı güveninin dibe vurduğu bu kriz Gawronski ve Olson’a göre birinci siyasi ayrışmayı tetikledi. İkinci ayrışma ise 1985 depremiyle belirdi. Deprem dört çeşit toplumsal hareket ortaya çıkardı: 1) Normal hayata geçene kadar ihtiyaçları karşılayan klasik acil (emergent) toplumsal hareketler; 2) Afet sırasında doğan ancak kurumsallaşarak afet sonrasında sürdürülen hareketler; 3) Meksiko merkezinde önceden var olup, barınma hakkı ve kiracı-ev sahibi meselelerine odaklanan, ancak depremle yeni işlevler edinen ve niteliksel olarak dönüşen hareketler; 4) Önceden var olan ve deprem sonrasında dışarıdan Meksiko’nun depremden en çok etkilenen bölgelerine yerleşen “paraşüt” hareketler (Yazarlar bu terimi küçümseyici olarak değil, betimleyici olarak kullanıyorlar). Yazarlara göre 1985 depremini bu kadar politik kılan şey sadece dayanışma örgütlerinin sayısı değil, bunların çeşitliliğiydi. O dönemde kendi belediye başkanlarını seçme ve Meksika Kongresine vekil gönderme hakkına bile sahip olmayan Meksikolular Depremzede Hareketinde birleşip, siyasal alanın kilitli kapılarını zorlamaya başladılar. Gawronski ve Olson, son siyasal ayrışmanın 1988 genel seçimlerinde yaşandığını vurguluyor. Bu seçimlerde hileyle iktidarda kalan KDP 1988’in son zaferini olduğunu anlamış ve ardından seçim reformuna mecbur kalmıştı. 1997 ara seçimlerinde ipleri elinden kaçırmaya başlayacak, 2000 yılında ilk defa merkez sağcı Vincente Fox’a seçim kaybedecekti.
Hem Nicaragua hem Meksika depremi baskıcı rejimlerin yıkılışında önemli bir rol oynadı. Ancak deprem her iki dönemde de kritik bir dönemeç miydi? Gawronski ve Olson’a göre bu sorunun cevabı Nicaragua’da “Kesinlikle evet”, Meksika’da “Nitelikli hayır”. Nitekim Nicaragua’da deprem bir domino etkisi yaratırken, Meksika’da ise deprem 1968’de başlayıp 1988’de sona eren bir dönüşüm sürecindeki ayrışmalardan biriydi. Önümüzdeki yazıda yazarların Guatemala depremi analizinden bahsedeceğim. Nicaragua ve Meksika’dan farklı olarak depremin iyice koyulaşan bir baskı rejimi yarattığı Guatemala karşılaştırma için güzel bir örnek oluşturuyor. Ülkemizdeki güncel kamuoyu araştırmaları ve seçim değerlendirmelerinde karşımıza çıkan ayrışma (cleavage) kavramını depremler bağlamında ele alan Gawronski ve Olson’ın çalışmaları gelecekte siyasal alandaki yeni kırılmalara dair varsayımlar geliştirebilmek için verimli bir çıkış noktası oluşturuyor.
Gawronski, Vincent T. and Richard Stuart Olson. 2003. “Disasters as Critical Junctures? Managua,Nicaragua 1972 and Mexico City 1985.” International Journal of Mass Emergencies and Disasters (21)1: 5–35
Evrensel'i Takip Et