28 Nisan 2023

Yurt dışında seçim çalışması ve havası

Fotoğraf: Semra Çelik/Evrensel 

Türkiye’de 14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri için ilk oylar dün sabah erken saatlerden itibaren yurt dışı temsilciliklerinde ve gümrük kapılarında kullanılmaya başlandı.

Birkaç haftadır Almanya’da değişik kentlerde katıldığımız halk toplantılarında dönüp dolaşıp bu seçimlerin “kader seçimi” olduğunu ve her bir oyun çok kıymetli olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Özellikle Alevi derneklerindeki toplantılarda yöneltilen sorularda cumhurbaşkanlığı konusunda açık ve net bir tutum var.

Resmi verilere göre, dünden itibaren açılan yurt dışı seçim sandıklarında 3 milyon 416 bin 98 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının oy kullanma hakkı var. Yarısından fazlasının sandık başına gitmesi bekleniyor. Yüksek Seçim Kurulunun son verilerine göre, yurt dışında en fazla seçmen Almanya’da. Toplam 1 milyon 501 bin 152 seçmen var. Bu nedenle yurt dışından gelecek oylarda Almanya’nın tayin edici olduğu söylenebilir.

Alman hükümeti, daha önce Türkiye’den gelen siyasetçilerin kutuplaştırma ve gerilimi arttıran, birlikte yaşamı zorlaştıran açıklamaları nedeniyle, seçim kampanyasına sınırlamalar getirdi. Türkiye’den gelip Almanya’da seçim propagandası yapmak isteyenlerin üç ay önceden izin alması gerekiyor.

Bu kez, daha önceki seçimlerden farklı olarak liderlerin katıldığı açık hava ya da kapalı salon toplantıları yapılmadı. Sadece, dernek ve cemaatlerin kendilerine yakın partiler lehine yürüttüğü çalışmalar söz konusu. Bu konuda dezavantajı avantaja çevirmeyi başaran tek partinin HDP/Yeşil Sol Parti olduğunu söylemek gerekiyor. Haklarında arama ve tutuklama kararı çıkarılan HDP’li siyasetçilerin bir bölümü Avrupa ülkelerinde sürgünde yaşamak zorunda bırakıldı. Seçim kampanyası şimdi sürgündeki vekillerin omuzlarında yürüyor. Neredeyse her gün bir yerde toplantı ve etkinlik yapılıyor. Bu doğal olarak seçmenleri de motive ediyor.

2018’de Almanya’daki 1.44 milyon seçmenin yüzde 45’i sandık başına gitmişti. Bu seçimlerde sandıkların kurulduğu kent sayısı artırıldı. Muhalefetin kazanma umudunun yüksek olması da sandığa gitmeyi arttıracak faktörler arasında.

Oy kullanılan ülke ve kent sayısının artırılması ilk etapta Erdoğan’a yarayacak gibi görünüyor. Zira geçmiş seçimlerde alınan yüksek oyun benzer seyirde devam edeceğinden hareket ediliyor. Ne var ki bu seçimlerde hava tersi yönde esiyor.

Muhtemelen seçimlerden sonra bir kez daha Almanya ve Türkiye basınında, Türkiye kökenli göçmen seçmenlerin neden en fazla Erdoğan’a destek verdiği tartışılacak. “Madem Erdoğan’ı o kadar seviyorsunuz Türkiye’ye dönün” denilecek. Nedenleri anlamadan sonuçlar üzerinden yapılacak her değerlendirmenin Erdoğan’ın işine yaradığını bugüne kadar gördük ve bu günlere geldik. Dolayısıyla sonuçtan önce nedenler üzerinde kafa yormak, çözümler üretmek daha önemli.

Yurt dışında Erdoğan’a desteğin Türkiye ortalamasının üzerinde neden oy aldığını birkaç başlık altında sıralamak mümkün:

Birincisi; yurt dışında yaşayan seçmenler Türkiye içindeki ekonomik yıkımı yaşamadıkları için, oy kullanırken ekonomideki kötü gidişat seçenekler arasında pek yer almıyor. Gelişmeleri yakından izleyenler ise yıkım tablosuna göre karar veriyor.

İkincisi; bu grupta ideolojik, siyasi ve inançsal boyutta Erdoğan ile aynı düşünenler bulunuyor. Türkiye kökenli göçmenlerin dini ve milli değerlerini suistimal ederek siyasi ve ekonomik güç devşiren kesimlerin etkisi altında bulunan emekçiler, halen aynı saiklerle hareket ediyor. Yılda bir Türkiye’ye gitseler de Erdoğan döneminde yapılan köprüler, otobanlar, havaalanları, gökdelenler gururlarını okşuyor. Yıllardır yaşadıkları Almanya’da “Sizde neden yok” şeklinde küçümsenenler şimdi “Bizde daha güzeli var” gururuyla kendilerini savunuyorlar. Üstelik yapılan yolların, köprülerin, havaalanlarının yabancı sermayeyle yap-işlet-devret modeliyle yapılması, gelirin olduğu gibi bu şirketlere gitmesiyle pek ilgilenmiyorlar. Gördükleri onlar için yeterli olabiliyor.

Üçüncü ve en önemli neden ise yaşadıkları ülkede karşı karşıya kaldıkları ayrımcılık, ırkçı saldırılar, İslam ve yabancı düşmanlığına karşı Erdoğan’ı bir kurtarıcı ya da “Ey Avrupa” diye meydan okuyan olarak görmeleri. “Nerede bir Türk varsa orada biz varız” söylemi üzerinden kurulan, zaman zaman Batı karşıtlığıyla desteklenen “diaspora politikası”, gelinen yerde Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin lehine değil aleyhine dönüştü. Bu yaklaşım özellikle Erdoğan yanlılarını içinde yaşadıkları toplumlardan kopardı, içe kapattı ve yalnızlaştırdı.

AKP’deyken “diaspora politikası”nı geliştiren, sözcülüğünü yapan, şimdi de Deva Partisinde siyaset yapan Mustafa Yeneroğlu, nitekim bu gerçeği yayımladığı “yurt dışı eylem planı”nda kabul etti. Türkiye’de rejim otoriterleştikçe Türkiye kökenli göçmen emekçilerin sorunlarına bir yenisi ekleniyor. Demokrasi, insan hakları, özgürlükler, eşit haklar yönünde adımlar atıldığında ise yaşamlarının kolaylaşacağı açıktır.

Bu nedenle Almanya başta olmak üzere dünyanın neresinde olursa olunsun, emek, özgürlük, demokrasi ve barış için atılan her oy, yurt dışında Türkiye kökenli göçmenlerin yaşamını kolaylaştıracak, geleceğe daha umutla bakmasına yol açacaktır.

Evrensel'i Takip Et