Ölüm makineleri üzerinden seçim propagandası

Fotoğraf: Arife Karakum/AA
Her birisi daha fazla insan öldürmek için geliştirilmiş ve üretilmiş ölüm makineleri tek adam yönetiminin seçim kazanmasının araçları olarak bir bir sahaya sürülüyor. Son olarak Altay tankı, hafif taarruz uçağı Hürjet “hizmete” girdi. SİHA’lar, “dron gemileri”, helikopterler sürekli olarak propagandası yapılan ölüm makineleri. “Nükleer güç olma” hayali ise hep canlı tutuluyor. Erdoğan iktidarının propagandasını yaptığı hedef ise cumhuriyetin ikinci yüzyılını “Türkiye yüzyılı” yapmak!
Ama bu “Türkiye yüzyılı” öyle bir yüz yıl ki halkı aç ve yoksul. Hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı halkın temel sorunu durumunda. Gerçek tablo böyle olduğu içindir ki bütün bu ölüm makineleri ve sözde diğer atılımlar soğana, patatese, süte, ete, ekmeğe yenik düşüyorlar. Halkın refahı ve mutluluğu yayılmacılığa, savaş heveslerine, diğer halkları boyunduruk altına alma tutkusuna kurban ediliyor. İsteniyor ki halkın evlatları “milli ve yerli” ilan edilen uğursuz amaçlar uğruna gözünü kırpmadan ölüme gitsin. Ama unutulmasın bu ölüm silahlarını sizden çok daha etkili ve güçlü üreten devletler var. Hani şu 450 milyar dolar borçlu olduğunuz, her dolar için yüklü bir faiz ödediğiniz, gerektiğinde ambargo uygulayan şu devletler!
Ve bu “Türkiye yüzyılı” öyle bir yüzyıl ki, demokrasiye, hak ve özgürlüklere, temel insan haklarına bu yüzyılda yer yok. Hapishaneler tıka basa hak ve özgürlük isteyenlerle dolu. Vatandaşların her gösterisi, açıklaması şiddetle bastırılmaya çalışılıyor. İşçilerin sendikaya ulaşabilmesi çölde vahaya ulaşmaktan daha zor. Yazılı ve görsel medya sürekli baskı altında, cezalarla susturulmak isteniyor. Seçim süreci baskı ve terörün arttığı bir dönem oldu. Muhalefetin seçim büroları kurşunlanıyor, milletvekili adayları gözaltına alınıyor, Kürt illerinde tutuklamalar ve baskı yoğunlaştırılıyor, seçimi kazanmak için her türlü gayrimeşru ve yasal olmayan yol ve yöntem deneniyor. Bu süreçte iktidarın yaptıkları ve yapacakları kazanmaları durumunda ülkeyi ve halkı nasıl bir gelecek beklediğini açıkça ortaya koyuyor.
Diğer taraftan iktidar tarafından halka vaat olarak verilen her şey genel olarak onu daha fazla borçlandırmaya -ev, araba vb- yönelik. Açlık sınırının on bine, yoksulluk sınırının 35 bine dayandığı koşullarda iktidarın bulduğu çözüm halkın geleceğini ipotek altına almaktan başka bir anlama gelmeyen, biraz imkanı olanları daha fazla borçlandırmak oluyor. Oysa biliyoruz ki halkın büyük bir çoğunluğu zaten gırtlağına kadar borca batmış durumda ve kredi kartlarını “aktar, dönder” yaparak ay sonunu getirmeye çalışıyor. Halkın üzerine iktidarın televizyonlarından ve basınından hayaller ve renkli yaşam boca edilirken, mutfaktan boş tencerelerin tıkırtısı geliyor. Gerçeğin gücü pompalanan hayalleri tuzla buz ediyor.
İşte bu koşullarda ülke “çok partili parlamenter sisteme” geçmesinden bu yana en kritik seçime gidiyor. Bu seçimi diğerlerinden ayıran temel faktör politik yön konusundadır. İktidar faşizm sevdasını açık seçik ortaya sermiş durumda. Bu vahşi politik gericiliğe, politik İslamın karanlığı da ekleniyor. Küçük bir Hitler, Mussolini olma hevesleri iyice depreşmiş halde. Tüm baskı aygıtlarını kullanmasına, büyük bir propaganda çarkını harekete geçirmesine rağmen, Erdoğan iktidarı bu seçime güç kazanarak değil, güç kaybederek, üstelik bu güç kaybının hızlanarak devam ettiği koşullarda gidiyor. Bunun nedeni açıktır: Halkın gerçek yaşam koşullarında ortaya çıkan olağanüstü kötüleşme.
Politik tablo böyle olmasına karşın bazı muhalif kesimler seçimleri iktidarın kazanması durumunda da mücadelenin devam edeceğini söyleyerek seçimlerin önemini göz ardı etme eğilimi gösteriyorlar. Mücadele elbette her koşulda devam edecektir, ama sorun bu değildir. Sorun bu mücadelenin seçim sonrasında az çok demokratik koşullarda, güç ve moral kazanılarak mı devam edeceği, yoksa faşizmin ve politik islam’ın koyu karanlığında geri çekilerek, güç ve moral kaybına uğrayarak mı devam edeceğidir. Bugün düzen içi ve dışı muhalefet tek adam iktidarını yenilgiye uğratmak için kullanabileceği çok uygun koşullara sahiptir ve kendilerinden beklenen: Artan bir yetenek, enerji ve fedakarlıkla bu iktidarı bozguna uğratma olanağını gerçeğe çevirmeyi başarabilmeleridir. 1 Mayıs’a sayılı günler kaldı ve bu durum tüm ülkede işçi sınıfının gücünü ve enerjisini harekete geçirmek için yeni olanaklar sunuyor. İşçi sınıfı iktidarın yıkım politikalarından en fazla etkilenen toplumsal kesim. 1 Mayıs’ın güçlü geçmesi seçim zaferinin ilk habercisi olacaktır.
Evrensel'i Takip Et