Kartel parti

Fotoğraf: TCCB
Seçim sistemi, ittifaklar siyaseti ve ideolojik ayrımlar 2023 seçimlerinin ana başlıklarını oluşturuyor. Muhalefet, laik-mutaassıp ayrışmasını aşıp ekonomik sorunları öne çıkarabilecek mi? Milliyetçilik ekseninde merkeze doğru bir yönelim olacak mı? Siyasi tartışmalar ideolojik kutuplaşmaya odaklanırken örgütlenme meselesi genelde dikkatlerden kaçıyor. Halbuki hangi partinin hangi toplumsal kesimi seferber edebildiği meselesi esas itibarıyla bir örgütlenme stratejisi sorunu. Bu meseleye bu hafta özellikle dar ve belirli bir açıdan bakmak istiyorum: Kartelleşme.
“Kartel parti tezi” Katz ve Mair’in (1995) ünlü makalesinden bu yana siyaset biliminde tartışmalı, ancak verimli bir yaklaşım sunuyor. Benim açımdan bu kavramın önemi, gerek sermaye birikimi rejiminde, gerek siyasi rejimde, gerekse yayılmacı dış politikada ana omurga işlevi gören kartelleşmeyi öne çıkarması. Özetle kartel kavramı rant dağıtımının ekonomi, güvenlik politikası ve dış politikadaki ideolojik benzeşmeye (ve dolayısıyla parti sistemine) nasıl yansıdığını görmemiz için uygun bir araç. Kısaca özetlemeye çalışayım.
Kartel parti tezine göre modern siyasi partiler temsili demokrasilerde üç eş güdüm problemine çözüm üreterek evrildiler (Blyth ve Katz 2005): 1) İçsel eş güdüm sorunu: Kadro partilerine özgü sorun herkesin aynı statüde olduğu bir örgütte liderin parlamento grubu üzerinde etkin olabilmesiydi. Maurice Duverger’nin (1954) geliştirdiği kadro partisi terimi 19. yüzyılda parlamentodaki ayrımlardan doğan ve elitlerin (ayan, eşraf, orta sınıf) üye olduğu bir parti çeşidine denk düşüyor. 2) Dışsal eş güdüm sorunu: Seçme-seçilme hakkının genişlemesi ve işçi ve köylülerin sisteme dahil olmasıyla, parlamento dışında yeni bir parti ortaya çıktı: Kitle partisi. Elit siyasetçilerin kişisel ağlarıyla örgütlenip finanse edilen kadro partisinin aksine kitle partisi sendikalar, kitle örgütleri ve üye aidatlarına dayanmaktaydı. Parti kongrelerini temsil eden merkez komitelerin önemi parlamento gruplarına nazaran arttı. 3) Ağ sorunu: Kitle partileri üyelerine ve seçmenlerine özgü politik kazanımlar vadetmekteydi. Daha geniş seçmen gruplarına seslenebilmek için birbiriyle rekabet eden partiler giderek seçmenin tümüne yönelik vaatlere yöneldiler. Dönemin sosyal refah uygulamalarıyla beraber gerçekleşen bu dönüşümde geçmişin sağ ve sosyal demokrat partileri giderek benzeşmeye başladı. Frankfurt Okulunun ABD’deki sürgünlerinden Otto Kirchheimer, Duverger’yle aynı dönemde belirli bir sınıf ya da toplumsal gruptan ziyade herkese seslenmeye çalışan yeni bir parti çeşidinden bahsetti: İngilizce “herkesi yakala” partisi (catch-all party) veya Almanca vasatlık partisi (Allerweltspartei).
Kartel partisi, herkesi yakalamaya çalışan ve giderek programları benzeşen partilerin 1990’lardan itibaren aldığı özgün biçimi ifade ediyor. Sosyal devletin tasfiyesiyle beraber “herkesi yakala” partilerinin seçim vaadi imkanları giderek daraldı. Böylece partiler seçmen karşısındaki rekabetlerini kısıtlayacak, ortak bir satış acentası, yani bir oligopol, bir kartel kuracak şekilde hareket etmeye başladılar. Neoliberalizm döneminde partilerin ekonomi, güvenlik politikası ve dış politika konularında aynılaşmaları kartelleşmenin önemli göstergelerinden. Dikkatlerden kaçmaması gereken bir nokta da kartel partilerinin esas olarak devlet yardımıyla finansman sağlaması ve parti örgütünün giderek bir seçim pazarlama şirketine dönüşmesi. Dolayısıyla politik menüdeki seçenekleri giderek daraltan, seçmeni çeşitli tüketici grupları içinde standartlaştıran bir parti siyaseti söz konusu.
Katz ve Mair’in kuramsal çerçevesini benimseyen Düzgün ve Şenol Arslantaş (2021) Türkiye’deki hakim modelin kadro partisinden kartel partisine doğru evrimleştiğini iddia ediyor. Buna göre sanayileşmeye geç başlamasından ötürü 1960’lara kadar Türkiye’de hakim olan model kadro partisiydi. 1960’larda kitle partileri oluşmaya başladı. 1980’den sonra ise herkesi yakala partileri belirdi. Yazarlar elbette bu kavramların ideal-tipleştirilmiş ölçüler olduğunun ve gerçekte partilerin farklı ideal-tiplere özgü nitelikleri barındırdığının farkında. Bu çekincelere rağmen, yazarlar AKP döneminde üç alanda kartelleşmenin izini sürüyorlar: Örgüt, üyeler ve parti finansmanı. Milli Görüş’ten gelen kadroların tasfiyesi, profesyonelleşme, kamuoyu araştırmaları ve reklam ajanslarının öne çıkması parti örgütüne dair en önemli göstergeler. Buna mukabil AKP üye sayısının deyim yerindeyse patladığı görülüyor. 2019 itibarıyla üye/oy oranı AKP’de yüzde 47, CHP’de yüzde 11, MHP’de yüzde 8.5. AKP’nin üye/oy oranı, hem rant dağıtım hem seçmen çitleme olgularını açıklayan, Türkiye ve Avrupa standartlarında çok yüksek bir oran. Parti finansmanında ise AKP gelirinin yüzde 90’ının hazineden geldiği, üye aidatı ve bağışların yüzde 1’in altında kaldığı gözlemleniyor. Yani, kefen giymiş bir üye profili yok. CHP’nin gelirlerinde hazinenin payı yüzde 63, MHP’de ise yüzde 96. MHP’ye artık fiilen bir “kamu iktisadi teşebbüsü” denebilir.
Kartel partisi kuramı, farklı yazarlar tarafından geliştirilen parti tiplerini evrimsel bir gelişim çizgisine oturtmaya çalışırken Stigler’in oligopol kuramı, Weberci ideal-tipleştirme ve Parsonsçı sistem analizi gibi ciddi eksiklikleri gideremiyor. Tezin üzerine bina edildiği Kirchheimer’a yönelik eleştiriler de (Schmidt 1989; Sontheimer 1989; Stöss 1989) gözardı ediliyor. Ancak güncel siyaset bilimi literatüründe parti örgütü sorununu başlığa taşıması olumlu. Demirtaş’tan Tuncel’e Kışanak’a birçok önemli siyasi figürün parlamento dışında kaldığı, çok sayıda partinin parlamentoya girdiği ve ekonomiden Kürt sorununa devasa sorunların tartışılacağı bir sistemde parlamento grubu, parti örgütleri, seçmenler ve siyasallaşan toplum arasındaki ilişkiler, yani örgütlenme siyaseti büyük önem kazanacak.
-Arslantaş, Düzgün ve Şenol Arslantaş. 2021. “The Evolution of the Party Model in Turkey: From Cadre to Cartel Parties?” British Journal of Middle Eastern Studies. https://doi.org/10.1080/13530194.2021.1990745.
-Katz, Richard S. ve Mair, Peter. 1995. “Changing Models of Party Organization and Party Democracy: The Emergence of the Cartel Party.” Party Politics 1(1): 5-28.
-Blyth, Mark ve Richard Katz. 2005. “From Catch-all Politics to Cartelisation: The Political Economy of the Cartel Party.” West European Politics 28(1): 33-60.
-Schmidt, Manfred G. 1989. “‘Allerweltsparteien’ und ‘Verfall der Opposition’ Ein Beitrag zu Kirchheimers Analysen westeuropäischer Parteiensysteme.” Verfassungsstaat, Souveränität, Pluralismus: Otto Kirchheimer zum Gedächtnis içinde, Wolfgang Luthardt ve Alfons Sollner (Der). 173-181. Opladen: Westdeutscher Verlag.
-Sontheimer, Kurt. 1989. “Otto Kirchheimer als Politikwissenschaftler - am Beispiel seiner Beiträige zur Parteienentwicklung.” Verfassungsstaat, Souveränität, Pluralismus: Otto Kirchheimer zum Gedächtnis içinde, Wolfgang Luthardt ve Alfons Sollner (Der). 183-188. Opladen: Westdeutscher Verlag.
-Stöss, Richard. 1989. “Otto Kirchheimer als Parteientheoretiker.” Verfassungsstaat, Souveränität, Pluralismus: Otto Kirchheimer zum Gedächtnis içinde, Wolfgang Luthardt ve Alfons Sollner (Der). 189-197. Opladen: Westdeutscher Verlag.
Evrensel'i Takip Et