Hamle

Fotoğraf: Jaber Abdulkhaleq/AA
14 Mayıs seçimleri muhalefetin önündeki temel soruları tekrar gündeme taşıdı: Cumhur İttifakının temel çelişkisi ve bunun tetiklediği çatışmalar nelerdir? Çelişkinin derinleşmesine rağmen Cumhur İttifakı seçmenini nasıl tutuyor? Muhalefet bu çatışmaları nasıl siyasallaştırabilir, nasıl temsil edebilir? Cumhur İttifakının seçmen havzasındaki işçilere, kadınlara, gençlere nasıl ulaşılabilir?
Seçim sonuçlarına dair ilk yorumlar kutuplaşmanın artarak devam ettiği, Erdoğan’ın kültür kavgası stratejisinin hedefine ulaştığı sonucunu tekrarlıyor. Bu yorumlara göre Türkiye’deki temel siyasal ayrışma kültürel değerler ekseninde gerçekleşiyor. Ağırlaşan geçim koşulları ve artan toplumsal eşitsizliğe rağmen Cumhur İttifakının ciddi bir seçmen kitlesini koruması bu tezi destekliyor görünüyor. Kültür kavgası stratejisine dair bu köşede bir yıldan beri yayımladığım yazılar bu tezin eksik ve yanıltıcı olduğunu iddia etti, kültürel çatışmanın ekonomi politikten ve siyasal şiddetten soyutlanmış bir değerler sistemiyle açıklanamayacağına dikkat çekti.
Militarizm, milliyetçilik ve muhafazakarlık kuşkusuz Cumhur seçmenini seferber etmek için yaşamsal bir ideolojik işlev görüyor. Ancak bu olguyu soyut bir değerler sisteminin yapısal bir sonucu olarak tarif etmek onun stratejik olarak nasıl örgütlendiği sorusunu gözden kaçırmakta, semptomlara sebep muamelesi yapmaktadır. Millet ittifakının kuruluşundaki zayıflık bu algıdan kaynaklanmakta. İki gözlem bu iddiayı destekliyor: 1) Altılı Masadaki Saadet, Gelecek, Deva partileri muhafazakar, İYİP milliyetçi seçmende umulan düzeyde bir çözülmeyi yaratamamıştır. Milliyetçi, muhafazakar seçmen havzasına milliyetçi, muhafazakar adaylarla seslenme stratejisi etkisiz kalmıştır. 2) CHP’nin başörtüsüyle helalleşme girişimi ters tepmiş, Erdoğan bu girişimi kendi kampanyasını bir üst düzeye taşıyacak bir kaldıraç olarak kullanmıştır. CHP’nin on yıllardır örgütlenmediği, hatta ziyaret etmediği semtlere sembolik adaylar ve jestlerle seslenmeye çalışmasının etkili olamayacağı öngörülebilirdi. Bu tespit seçimlerle beraber artık sanırım net bir şekilde kanıtlandı. Peki alternatifler neler?
İkinci tura iki hafta kala bu tartışmayı “Cumhur İttifakında en görünür çatışmalar neler?” sorusuyla açmak gerekir. Kanımca bu sorunun ikinci tur açısından yaşamsal önem taşıyan iki cevabı var: 1) Milliyetçi cephede Sinan Ateş cinayetiyle zirveye ulaşan milliyetçilik içindeki şiddetli çatışma; 2) Özlem Zengin’in linç şikayetlerine vesile olan kadına şiddet meselesi. Her iki konu da Sinan Oğan’a oy vermiş seçmen kitlesini Erdoğan adaylığından soğutacak sorunlar. Her iki konuda da Millet İttifakı yılbaşından bu yana çok cılız kaldı. Bu cılızlığın bahanesi olarak öne sürülen milliyetçi, muhafazakar müttefikleri gücendirmeme siyasetinin güdüklüğü ortaya çıktığına göre sanırım bu konuları yeniden ele almak mümkündür. Kamuoyu haftalarca Kızılcık Şerbeti’ndeki Nursema’yı konuşurken, (istisnalar dışında) muhalefet aile içi şiddetin ya da genel olarak (iş yerinde, okulda, evde, sokakta) dayak meselesinin Cumhur seçmenine ulaşmak için yeni bir iletişim kanalı, yeni bir siyasal alan açma potansiyelini fena halde küçümsemiştir. Bunun yerine kendi içinde ve çevresinde yarattığı sevgi ve pozitif enerjinin ekonomik sıkıntıdan bunalan Cumhur seçmenini kendiliğinden çözeceğini varsaymıştır. Bu, iktidarı ele geçirmeye çalışan bir ittifak için yanlış bir stratejidir.
Cumhur İttifakı iktidarda olduğu için temel stratejisi savunmadır, hedefi eldeki iktidarı korumak, kaybetmemektir. Soyut sloganlar ve sembolik jestler dağılmakta olan seçmeni çitlemeye yetebilir. Muhalefet ise iktidarı hedeflediği için temel stratejisi hamle olmalıdır. Karşısındaki iktidar blokunu nereden, nasıl, hangi kaynaklarla parçalayabileceğini hesaplayan bir oyun kurmalıdır. Maalesef, tamamen moral bozmama, kitle moralini yüksek tutma (Yani kendi ittifakını çitleme) çabasına odaklanan Kılıçdaroğlu adaylığının stratejik hamlelerde tutuk kaldığı görülüyor. İttifaklar ve siyasal partiler içindeki tartışmalara vakıf değilim, ancak kamuoyundaki siyasi yorumcuların sürekli yeknesak bir AKP seçmeni, milliyetçi, muhafazakar seçmenden bahsetmesi bu seçmen gruplarının nasıl bölünebileceğine dair pek kafa yorulmadığını gösteriyor. Erdoğan seçmenini sembollerle korkutuyor ama AKP seçmenindeki işçiyle patronun, kadınla erkeğin, gençle yaşlının korkuları aynı mıdır?
Strateji tartışmalarının tamamen tüketici davranışını etkilemeye odaklı reklam stratejileri çerçevesinde ele alınması başka bir güdüklük sebebi. Strateji, köken itibarıyla askeri bir sanattır ve temel sorusu şudur: Savunma mı, hamle mi? Ancak bu soruyu cevaplamış bir siyaset görünür çatışmaları siyasallaştırmanın yanında görünür olmayan çatışmaları da görünür hale getirebilir. Gençlik politikası bunun güzel bir örneği. Beş milyona yakın yeni genç seçmenin varlığı yıllardır bilinmekteyken muhalefet gençleri kazanmakta güçlük çekiyor. Kılıçdaroğlu’nun Boğaziçi protestoları döneminde ebeveynlere seslenmesi gençlere yönelik vesayetçi bir yaklaşımın ifadesiydi. Enes Kara cinayetinin ardından hem CHP hem İYİP’in sessizliği de yine bu köşede dikkat çektiğim önemli bir göstergeydi. Gençleri siyasal özne olarak tasavvur edemeyen CHP’li siyasetçiler ister istemez onlara kendi çocuklarına seslenir gibi sesleniyorlar: “İlk cep telefonu ve oyun konsoluna sıfır ÖTV!” Altı yaşından beri baba dayağıyla çalışmak zorunda olan genç Evrensel okurunun mektubunu bu köşede paylaşmıştım. Siyasetin bu gence ne teklif ettiği sorusu hâlâ ortada durmaktadır. Millet İttifakının, İnce’nin Arabada Gaz Pedal dansıyla harekete geçirdiği gençleri gördükten sonra giriştiği doğaçlama bu soruyu cevaplama vazifesinin çok gerisindedir. Kılıçdaroğlu kampanyası Tik Tok’ta milliyetçi-muhafazakar ebeveyn denetiminden kaçıp kendi siyasal iradeleri doğrultusunda oy verme taktikleri geliştiren gençleri derhal ciddiye almalıdır. Türkiye’nin ihtiyacı gençlere ebeveynleri; kadınlara eşleri, kocaları, kardeşleri; işçilere patronları üzerinden seslenmeyecek, onlara daha fazla söz, daha fazla hak sağlayacak araçlar teklif edecek bir siyasettir.
Evrensel'i Takip Et