3 Ağustos 2023

Akbelen’leşen Türkiye!

Fotoğraf: Övgü Yıldız/Evrensel 

Akbelen bir gösterge; iktidarın ‘kolektif gücü’, şirket-jandarma güç birliği içinde, ormanların şirket tarafından yok edilmesine karşı direnen bölge insanlarıyla onlara destek veren “yabancılar”a karşı harekat halinde. Tekellerin çıkarları ve gücü, halkın yaşam alanlarını koruma çabasını etkisiz kılmak için seferber edilmiş durumda. Köylü kadınları ve destekçi aydınları dipçikleyip zehirli gaza boğan jandarma o gücü somutluyor. Tarihten bilinir; bu hep böyle olmuştur. Devlet dediğin kim egemense onun diğerlerini bastırma aleti olmuştur.

Bazı arkadaşlar yazdılar; bu da devamı sayılsın: Türkiye emekçileri sadece bedenen ve ruhen yorgun değiller. Yasalarda yazılan günlük çalışma süresinin neredeyse iki katı uzunlukta bir süre boyunca çalışan on milyonlarca işçi ve emekçi; büyük bölümü işsiz-ev kadını durumundaki emekçi kadınlar, tarım emekçileri, hâlâ bir şeyler üretip yaşamı için gereksindiklerini temin etmeye çalışan köylüler, ne yaparsa yapsınlar ellerine geçen parayla geçinemez durumda olmaları nedeniyle evet bedenen ve ruhen yorgundurlar. Bu bir yana, bu yorgunluk, tekil bireyleri aşan ve belirtileri her gün daha fazla sokaklarda görünür hale gelen şekilde toplumsal travmaya da adaydır.

Burjuva devlet iktidarını ellerinde tutanlar, büyük sermaye ve holdinglerin çıkarları için-bu onların ortak çıkarı ve ortak erkini ifade ediyor- Akbelen köylülerine de Cumartesi Annelerine de yönetim politikalarının halk kitleleri için içerdiği tehditleri açığa çıkarmaya çalışan gazetecilere de dipçik, jop, ‘ters kelepçe’ ve biber gazıyla yanıt veriyorlar. Talepleri için direnişe geçen işçilerin bu saldırılara hedef olmasıyla da sık sık karşılaşılıyor. Bu sermayenin çıkarlarını koruma aygıtının işleviyle bağlı bir sonuçtur.

Ve yine tarihen bilinir ki sömürü ve baskının hedefindeki kitlelerin tekelci kesimi başta olmak üzere sermaye ve devletine karşı birleşik bir hareketinin ortaya çıkmaması için devlet-hükümet erki sadece baskıyı artırmakla, şiddet araçlarını artan şekilde kullanmakla yetinmez. Kesintisiz şekilde sürdürdüğü propagandayla farklı sınıflara bölünmüş ve onların farklı çıkarları nedeniyle karşı karşıya gelmeleri potansiyeli taşıyan toplum gerçeğini karartmaya çalışarak halk kitlelerinin mümkün en çoğunluk kesimlerini aldatmaya koyulur. “Soğanı saksıda yetiştiririm, yeter ki beka korunsun” diyeni de “Allah’ım ömrümü benden alıp Erdoğan’a ver!” diye inleyeni de bu aldatının kurbanı saymak mümkündür ama yeterli değildir. Akbelen’deki köylülerin direnişine karşı açıklama yaparak devletin silahlı gücünün yanında saf tutan sendika yöneticileri, saldırıları protesto eden kadınlara palayla saldıran kontra tetikçi, televizyonlarda halkın bastırılması yöntemleri üzerine ders veren kara gözlüklü “uzmanlar”, holdinglerin kasalarına daha çok para, taşınmaz mülklerine yenilerinin eklenmesi için çırpınarak on binlerce dolar maaş alan gazeteci müsveddeleri değil sadece sermayenin türlü-çeşitli partilerinin yöneticileri de karşı cephenin; yani sistemin bilinçli temsilcilerini oluştururlar. SOMA’daki tekmeci de Erdoğan’ı peygamber mertebesine çıkaran da Menzil adlı tarikat holdinginin devşirmeleri de ilerici insanlık düşmanı “Kindar nesiller yetiştirme” okulunun savaşçılarıdır.

Hal böyle olduğunda da bedeni ve ruhi yorgunluğu ve toplumsal travmaları aşacak çare ve çıkar yolun bulunması beklentilere; özellikle de sermayenin hizmetinde ve çıkarlarıyla bağlı oldukları binlerce kez açıklık kazanmış olan partilerle yöneticilerine havale edilemez. O partilerin ve yöneticilerinin aldatıyı ve sisteme bağlı kalmayı sürdürmek için çeşitli vaatlerde bulunarak bunların devede tüy kadarını gerçekleştirmeleriyle yetinildiği sürece halk kitleleri ezgi altında kalmaya devam etmişlerdir. Baskı ve saldırıların yoğunlaştığının hemen tüm muhalif kesimlerce kabul edildiği böylesi dönemlerde, bir çıkış yolu için de olsa, işçi ve emekçilerin küçük, lokal ve sektörel sınırları aşacak şekilde birleşik bir direniş ruhuyla hareket etmesi için çabayı yoğunlaştırma sorumluluğu, ileri işçi ve emekçilere, sosyalist parti ve devrimci örgütlere, halkın talepleri için mücadelede yer alan aydınlara ve -böyleleri çok az sayıda kalsa da- sendikacılara düşmüştür. Yakın tarihimizde, böylesine ağır ekonomik-sosyal ve siyasal saldırılar karşısında emekçilerin, özellikle de işçilerin büyük kitlesel direnişlere girişerek çalışma ve yaşam koşullarında kısmı ya da nispeten daha geniş iyileştirmelere adlarını yazdırdığının çok sayıda örneği var. 1989 bahar eylemleri, Zonguldak maden direnişi ve ‘91 genel eylemi, ‘95 işçi grevleri, ‘metal fırtına’ olarak mücadele literatürüne geçen metal işçilerinin grev ve direnişi bu eylemlerden bazılarıdır.

Sömürülen sınıfın ve baskı altındaki tüm ezilenlerin karşı karşıya oldukları sorunlar günümüzde çok daha ağırlaşmıştır. Kitlelerin mücadeleci kesimlerinde dahi yıldırıcı etkilere yol açan bu koşulların aşılabilmesi için birlikte mücadele tutumunun güç kazanmasına ihtiyaç vardır. Bundan geri duran her kim olursa olsun ve gerekçesi ne olursa olsun, bugünün ve geleceğin devrimci yargısı karşısında sorumlu olacaktır. Akbelen direnişini desteklemek için Akbelen’e gitmek şart değildir. Türkiye’nin hemen her yanı-yöresi talana açılmıştır. Pahalılık devam ediyor, işsiz ve yoksullara yenileri katılıyor, iktidar yargısı kendi yasalarını dahi tanımıyor ve polis, elde sopa ve gaz her yerde!

Evrensel'i Takip Et