19 Ocak 2024 04:11

‘Öyle bir yere geldik ki… hiçbir sokağın adı yok’

Deprem

Fotoğraf: Sakine Yıldıran

Paylaş

“Bağıra bağıra

Acı çeke çeke

Donarak, çürüyerek öldük

Enkazın altında

Kalanlarımız yaralarıyla baş başa şimdi

Yalnız ve kimsesiz.”

Edip Yücel, Antakya

İFSAK’ta 6 Ocak’ta açılan serginin başlığı Cemal Süreya’dan ödünç alınan “Öyle bir yere geldik ki, hiçbir sokağın adı yok.” Antakya Sanat Kolektifinin şair, yazar ve fotoğrafçılardan oluşan etkinliklerin devamı. Depremin yıl dönümüne doğru İFSAK’ta açılan belgesel sergi bir kez daha bizleri sorgulatmaya çağırıyor. 25 Ocak’a kadar izlenebilir.

Sergi açıklamasında şöyle deniyor:

“Orada kimse var mı” çığlıkları hâlâ karabasanlarımızda yankılanıyor... Yaralarımız henüz kabuk bağlamadı... Biz de “sanat sağaltır” diyerek deprem temalı, Cemal Süreya’dan ödünç aldığımız iki dizeyi de başlık yaparak bir sergi hazırlamaya giriştik. Ama özellikle belirtmeliyiz ki Antakya Sanat Kolektifi olarak bu çalışmada ereğimiz sadece bireysel sağalma/rehabilitasyon değildir. Tek tek bölük pörçük kayıtların yani kişisel hafızanın, kolektif hafızaya dönüşmesine katkı sunmak amaçlarımız arasındadır. Zira biliyoruz ki “Türkiye’nin güçlü, köklü deprem hafıza mekanlarına ihtiyacı var. (… ) İşte bu çalışmalar da gerçek tarih yazılımına ve hafıza mekanlarının oluşumuna katkı sunacaktır. Sanat-edebiyat yine toplumsal altüst oluş dönemlerinde “kamunun vicdanı” olacaktır.

“Deprem / doğal afet, felakettir, yıkar, öldürür,  hangi iktidar olursa olsun” denilebilir. Oysa “Depremin felakete dönüşmesini sağlayan faktörleri, sistemlerin politika ve uygulamalarında aramak gerekir. Şehirleşme ve inşaat süreci deprem olgusu dikkate alınarak yapıldığında deprem, pekâlâ bir felakete yol açmadan, bir doğa olayı olarak kalır. (…) Depremin ilk gününden beri binlerce aile enkazların başında çaresizce bir kurtarıcı ekip bekledi. Binlerce insan yıkıntılara zamanında müdahale edilemediği için öldü. On binlerce insan özellikle 3-4 gün sıcak çorba bulamadı, tuvalet bulamadı, su, ekmek bulamadı. AFAD başta olmak üzere ilgili resmi tüm kurumlar ya işlevsiz ya da çok geç kaldılar. Deyim uygunsa resmi kurumların büyük bir bölümü de adeta enkaz altında kaldılar.”

Bir fotoğrafçı “Devlet nerede” haykırışını çok duyar olduk deprem döneminde. Devlet, işte tam da orada, yanı başında yıkılan binanın duvarında, çığlıklarımızda, ölülerimizin bedeninde, binayı çürük yapan müteahhidin cebinde, görevini tam yapmayan mimarın, mühendisin eğitiminde... Duygusuz hissiz katran karası yüreğiyle...” diye not düştü çektiği bir fotoğrafın altına.(…)

Sonuç itibarıyla hazırladığımız bu serginin unutmaya/unutturulmaya karşı bir tavır olarak da algılanmasını diliyoruz. “Afetin felakete dönüştüğü momentler, aynı zamanda toplumların yöneticilere ilişkin imanlarının sarsıldığı, büyük bilinç sıçramalarının imkan dahiline girdiği momentlerdir. İnsanlar bu ‘yarıklar’da ‘Başka bir hayatın mümkün olduğu’nu görür. (…) Depremde yaratılan toplumsal dayanışma seferberliğini mücadele seferberliğine çevirmek ve sorumlulardan hesap sormak toplum olarak enkazın altından kalkmanın ilk adımı olacaktır.”

Doğa yerli yerinde duruyor. Yıkılan ne varsa insan yapısıdır. Bir yapının alınıp satılır olmasının ürettiği kusurlarla koskoca şehirler kuruldu. Ölündü… Kimsesiz kalındı…

Daha da kurulmadığı günlere…

Antakya Sanat Kolektifi

YAZARIN DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa