26 Ocak 2025

Reality Showda başkalarının hayatı: Yanan otel, Gezi ve Ayşe Barım tekeli…

Dizi ve film sektöründe tekel kurduğu gerekçesiyle hakkında önce sosyal medya kampanyası başlatılarak itibar suikastına maruz bırakılan Menajer Ayşe Barım’ın ‘Gezi olayları’nın düzenleyicilerinden olduğu gerekçesiyle gözaltına alınması alışkanlık haline gelmiş, yolda giderken suç uydurma vakalarından biri. Ayşe Barım’ın portföyünde izleyicilerin yakından tanıdığı birçok ünlü sanatçı yer alıyor. Bu sanatçıların rol aldığı diziler-filmler yerli kanallarda, yabancı dijital platformlarda alıcı buluyor ve milyonlarca dolarlık bir getirisi var. Dolayısıyla kast ajanslarının zirvesinde Ayşe Barım’ınki yer alıyor.

“Çocuklar Duymasın” dizisinde yer almaktan başka bir marifetine tanık olunmayan, yeni makamında sanatçı arkadaşlarına mobbing uygulamakla anılan Tamer Karadağlı’yı Devlet Tiyatrolarına müdür atayan iktidar, Barım’ın elinin altındaki dolar havuzuna göz dikti.

SEN NİYE TEKELLEŞTİN?

Ne var ki her konuda tek tekelin kendisine ve yandaşlara ait olmasını dileyen ve bunun için elinden ne gelirse yapan siyasi iktidarın müdahalesi ‘Sen niye tekelleştin’ hesabı sorularak gelmedi. Normal koşullarda sektör içinde bir mücadelenin konusu olması gereken; kültür sanat alanının bütün alanlarında da kendisini gösteren tekelleşme ve neredeyse tarikatlaşmayı andıran kastlaşmaya yargı meşgul edilerek müdahale edilmesi, normal koşullarda yaşamadığımız için mümkün olabildi. Memleketin normali araziye, kendisinde toplanmayan birikime, toprağa, ormana, madene, belediyelere çökmektir çünkü.

Şimdi Ayşe Barım 12 yıl önce yaşanmış Gezi direnişini organize etmekle, sanatçıları harekete geçirmekle itham ediliyor. Hafıza biraz çalıştırılırsa; Gezi Parkı’na Topçu Kışlası dikmek üzere ağaçların kesilmeye başlanmasını protesto etmek için yürüyen sanatçıları sokağa çıkaran ilk motivasyonunun tarihi Emek Sinemasının yıkılması olduğu hatırlanacaktır. İstanbul kent merkezinin rövanşist yeniden yapılanması için kolları sıvayan dönemin hükümeti; sanatçıları, sanatseverleri kışkırtmış ve protesto gösterilerini tetiklemişti. Aynı dönem İstanbul Şehir Tiyatrolarındaki tasfiye de binlerce oyuncuyu harekete geçirmişti. Gezi direnişi bu gelişmelerin üzerine geldi.

Kimse tarafından organize edilmedi; o halktaki birikimin bir dışa vurumuydu. Bu, kendiliğinden halk hareketinin diyeti, yıllar sonra açılan bir davanın sonuçlanmasıyla, içlerinden biri, Can Atalay milletvekili seçildiği halde, bugün içerde tutulan 6 kişiye ödetiliyor.

NE SEYİRCİ, NE DIŞ PAZARA AÇILMA

Kültür ve sanat alanına müdahale edebilmek için iktidarın epeydir fırsat kolladığı biliniyor. Bir vakitler kültürel bir hegemonya kuramadıklarından yakınan iktidar sözcülerine yardım, Muhafazakar Sanat manifestosu hazırlayan İskender Pala’dan gelmişti. Muhteşem Yüzyıl dizisinin akışına karışarak Muhafazakar Sanat adına Kuruluş, Payitaht vb. dizileri neredeyse sipariş eden, vurdulu kırdılı mafya dizilerinin ekranı kaplamasına yol açan yüksek müdahale, ne seyirci sayısını katlayabildi ne de dış pazarlara açılabildi.

Ayşe Barım merkezinde tekelleşme iddiaları ortalığa saçıldığında TRT’nin yaptığı Gassal dizisinin masraftan kaçınılmamış PR’ı yapılmaktaydı. Ancak estirilen fırtına hiçbir şeyi devirmeye yetmedi. Tek tek sözde alternatif yapımlarla piyasayı ve halkın ilgisini zorlamak mümkün olmuyordu. Hazırda Ayşe Barım kastının/tekelinin açık pazarı varken neden buraya çökülmesin?

‘MEYDANLAR İKTİDAR İÇİN TEHLİKELİ HALE GELDİ’

Bir önemli nokta daha var. Bolu’daki Grand Kartal Otelinde çıkan yangının yarattığı infial içinde CHP’nin belediye başkanını suçlayarak işin içinden sıyrılmayı başaramayan iktidar, Gezi’deki malzemeyi yeniden karıştırmaya başlamış görünüyor.

Dizi sektöründeki tekelleşmenin doğrudan doğruya Gezi’ye iliştirilmesi sadece bu piyasaya çökme merasiminden ibaret değildir. 22 yıllık iktidar pratiğinin altındaki çürük menfezlerinin birer birer çökmesiyle birlikte halktaki infial birikimi de artıyor. Yoksulluk, açlık, aşırı çalışmaktan bıkkınlık, ruhsal gıdanın da tükenmesi çok açık ki meydanları iktidar için tehlikeli hale getirdi. Sessiz kalabalıkların her an harekete geçebileceği korkusu, en üst sınırda cezalandırılmaların yapıldığı Gezi davası çağrışımını güncelleme repertuvarını genişletmek zorunda kılıyor iktidarı.

Ortaya çıkan her krizi imal edilmiş yeni bir krizle atlatmaya çalışmak siyasi bir alışkanlık; halkın dikkati kendi hayatındaki krizden televizyon ekranlarında bir drama gibi izleyeceği daha ağır ve güncel krizlere çevrilmiş durumda.

‘HAYATI TEKELLEŞME OLANLAR, TEKELLEŞMEYLE MÜCADELE EDEMEZ’

Halk bir yandan bir parti genel başkanının, Ümit Özdağ’ın tutuklanmasıyla meşgul edilirken bir yandan da yaşamın kendisinin bir dizi filme dönüştürüldüğü; ya da içinde ünlü sanatçıların rol aldığı bir reality show önünde. Yanan otelden çarşafları bağlayarak atlayanlar, 78 ölü derken reklam arası bile verilmeden Acun’un Survivor’ına bağlanır gibi, siyasi iktidarın tekelleşmesine karşı Ayşe Barım’ın tekelinin kapıştırıldığı bir beyaz ekrana mıhlama aksiyonu halinde yaşatılıyor hayat. Sonraki krizin nereden çıkacağı ve ardından nasıl bir adrenalin deşarjı yapılacağı belli değil. Halkın yararına hiçbir şey uğruna değil, iliklerini kurutmak için boşaltılan hormon sayesinde kamuoyu sürekli yoruluyor.

Fakat pop-faşizm gerçekliğinde hiçbir şey ekrandaki gibi ucuz değil. Maliyeti komşu otelde insanlar yanarken kayak yapmaya devam edebilmek gibi bir dejenerasyon pahası ödenmek zorunda. Her şey aslında hayat pahası.

Ümit Özdağ gibi bir rejim kolonu bile ‘Öldürülebilirim’ diyerek korkusunu ifade etmişken 12 yıl sonra sallanan Gezi sopası niye korkutmasın?

Ama sonra gelsin milyonlar, milyar dolarlar. Hayatı tekelleşme olanlar, tekelleşmeyle mücadele edemez, sadece o tekelin birikimini kendine mal eder. ‘Gezi olayları’ da davanın mazereti olur. 

EVRENSEL'İNMANŞETİ

Yağma iklimi

Yağma iklimi

Enerji şirketlerinin patronlarının bizzat yönetimine girdiği Saray iktidarı, “iklim değişikliğiyle mücadele” adı altında sermayeye yeni kaynak aktarma hazırlığında. İktidarın Meclise getirdiği tasarıya göre karbon emisyonu ticareti sistemi kurulacak, “atmosferi kirletme hakkı” alınıp satılan bir mala dönüşecek. Sistem karbon ticareti zenginleri yaratırken, halka zehir kalacak.

BİRİNCİSAYFA
SEFERSELVİ
Erdoğan: Dünya bir imtihan yeridir, ekonomik zorluklar gelip geçer.

Evrensel'i Takip Et