Kürtler arası ‘birlik’ arayışı ve Türkiye’nin müdahalesi

Fotoğraf: Kurdishstruggle/Flickr CC BY 2.0
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı Mazlum Abdi’nin Erbil’de Irak Kürdistan Bölgesi’nde iktidarda olan KDP’nin (Kürdistan Demokrat Partisi) Lideri Mesut Barzani ile yaptığı görüşme, Suriye’nin geleceği konusunda bütün Kürt grupların ortak tutum alması yönündeki umut ve beklentiyi artırdı. Ancak bu görüşmenin hemen ardından Irak Kürdistan Bölgesi’nde Zaho kırsalında Irak sınır muhafızları ile PKK arasında bir çatışma yaşandığı ve sınır muhafızlarından iki Kürt askerin yaşamını yitirdiği haberi geldi. Bu gelişmeleri Dışişleri Bakanı Fidan’ın Irak ziyareti ve Irak’ın KDP’li Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin ile yaptığı görüşmede PKK’nin “Terör örgütü olarak tanınması” yönündeki çağrısı takip etti. Aynı dönemde Peşmerge Özel Kuvvetler Komutanı Mansur Barzani’nin Milli Savunma Bakanı Güler’le görüşmesi ve MİT Başkanı Kalın’ın HTŞ (Heyet Tahrir el Şam) Lideri Colani’yi Şam’da ikinci kez ziyaret etmesi, bu diplomasi trafiğinin arkasında Türkiye’deki Erdoğan iktidarının Kürtler arasında birlik arayışını sabote etme ve Kürt sorununa dair süreci kontrol etme politikası olduğunu gösteriyor.
Irak Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid, geçtiğimiz günlerde Sky News Arabia’ya verdiği röportajda SDG ve HTŞ hükümeti arasında Irak’ın ara buluculuğunda yapılan görüşmelerden bir sonuç alınamadığını açıkladı. HTŞ yönetimi, Türkiye’nin de baskısı nedeniyle SDG’nin Suriye ordusuna ‘kolordu’ biçiminde katılma, Kürtlerin özerklik statüsünü tanıma ve petrol gelirlerinden pay alma taleplerini kabul etmiyor. Bu durum Suriye’nin geleceği ve Kürtlerin statüsü konusundaki görüşme ve pazarlıklar için bütün Kürt grupların ortak tavır belirlemesini önemli hale getiriyor.
Öte yandan ABD emperyalizmi hem Suriye’deki geçiş süreci ve hem de bölgenin yeniden dizayn edilmesi konusunda SDG ile iş birliğini sürdürmek istiyor. ABD Merkez Kuvvetler Komutanı (CENTCOM) General Kurilla’nın 17 Ocak’ta gerçekleştirdiği SDG ziyareti, olası saldırılar karşısında hem HTŞ’ye ve hem de Türkiye’ye bir mesaj anlamı taşıyor. Bu ziyaret her ne kadar ABD’de Trump’ın başkanlığı devralmasından önce gerçekleştirilmiş olsa da Trump yönetiminin Yeni Dışişleri Bakanı Marco Rubio da daha önce SDG ile iş birliğinin devam edeceği mesajını vermişti.
ABD ve Fransa aynı zamanda Suriye’de Barzani çizgisindeki partilerin oluşturduğu ENKS (Suriye Kürt Ulusal Konseyi) ile SDG’nin ana omurgasını oluşturan PYD’nin başını çektiği PYNK (Kürt Ulusal Birliği Partileri) arasında ‘birlik’ görüşmeleri konusunda ara buluculuk da yapıyor. SDG Komutanı Mazlum Abdi ile KDP Lideri Mesut Barzani arasında 16 Ocak’ta yapılan görüşmeyi de bu girişimlerin bir sonucu ve önemli bir aşaması olarak değerlendirmek gerekiyor. Bu görüşme, Suriye Kürtlerinin birliğinin sağlanması ve Şam’a karşı taleplerini ortak sunmaları bakımından önemli bir adım olsa da Türkiye, yaptığı müdahalelerle bu gelişmelere seyirci kalmayacağını gösteriyor.
Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki KDP yönetimi ile uzunca bir süredir askeri, ekonomik ve siyasi bakımdan yakın iş birliği halinde olan Türkiye’deki Erdoğan iktidarı, geçtiğimiz yılın ağustos ayında da ‘kalkınma yolu’ pazarlığının bir devamı olarak Irak merkezi yönetimi ile de “askeri, güvenlik iş birliği ve terörle mücadeleye dair mutabakat zaptı” imzalamıştı.
İşte Barzani-Abdi görüşmesi sonrasında Kürtler arasında birlik arayışları konusundaki umut ve beklentilerin canlandığı bir dönemde Zaho kırsalında Irak sınır muhafızları ve PKK arasında çatışma yaşandığı ve iki sınır muhafızının yaşamını yitirdiği haberi geldi. Türkiye düzenlediği sınır ötesi operasyonlarla PKK’nin sık sık sınır muhafızları ya da peşmerge güçleriyle karşı karşıya gelmesine yol açıyor. Yaşanan son çatışmadan sonra KDP cephesinden PKK’nin Irak’taki varlığına karşı sert açıklamaların yapılması ve Dışişleri Bakanı Fidan’ın Irak’ı ziyaret etmesi, bu çatışmanın Türkiye tarafından Kürtler arasındaki süreci sabote etmek amacıyla hazırlandığı kanısını güçlendiriyor. Peşmerge Özel Kuvvetler Komutanı Mansur Barzani’nin Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’i ziyaret etmesi de Türkiye’nin Kürt sorununda izlediği politikanın bir devamı olarak yaşanan bu çatışmalar karşısında KDP’nin hangi tarafta konumladığını açıkça ortaya koyuyor.
Fidan’ın Iraklı mevkidaşı Fuad Hüseyin ile ortak açıklamasında “Irak’ın yasaklı örgüt ilan ettiği PKK’yi terör örgütleri listesine alması” talebinin yanı sıra dikkat çekici bir diğer nokta da “IŞİD’e karşı istihbarat ve operasyonel konularda iş birliği mesajı” vermesi oldu. Çünkü Suriye’de HTŞ’nin yönetimi ele geçirmesinden sonra Irak hükümeti özellikle Sünni Araplar arasında IŞİD’in yeniden güç kazanması konusunda ciddi kaygılar yaşıyor. Bu nedenle geçmişte Irak’ın Sünni Arap siyasetçileriyle yakın ilişkiler kurduğu bilinen Erdoğan iktidarı, PKK’nin terör örgütleri listesine alınması talebine karşılık IŞİD kartını masaya sürüyor.
Öte yandan MİT Başkanı Kalın’ın HTŞ Lideri Colani’yi Şam’da ikinci kez ziyaret etmesini de bu gelişmelerden bağımsız okumamak gerekiyor. Maaşa bağladığı SMO grupları üzerinden Rojava’ya yönelik kuşatmasını sürdüren Türkiye, KDP ve Suriye’deki uzantısı ENKS ile ilişkileri üzerinden Kürtler arasındaki birlik girişimlerini baltalamaya çalışıyor. Öte yandan HTŞ üzerinde de baskı yaratarak onu SDG’ye karşı daha aktif tutum almaya zorluyor. Bu nedenle Kalın’ın Colani ziyaretini, CENTCOM Komutanı Kurilla’nın SDG ziyaretine karşı yapılmış bir hamle olarak da değerlendirmek mümkün.
Bütün bu gelişmeler bir biçimde Kürt sorunu konusunda iktidar bloku adına Bahçeli’nin sözcülüğüne soyunduğu süreç ve Öcalan’ın yapması beklenen açıklamalara bağlanıyor. Erdoğan iktidarı, bir yandan KDP ve ENKS’yle ilişkileri üzerinden Kürtler arasında ‘birlik’ görüşmelerini çıkmaza sürükleyerek ve öte yandan Irak’ta PKK ve Suriye’de SDG üzerindeki baskıları artırarak Kürtlerin bu süreçten kazanımla çıkmasını engellemeye ve süreci kontrolü altına almaya çalışıyor. Kürt sorunu konusunda demokratik ve barışçıl bir çözümün yolunu açmak, öncelikle Erdoğan iktidarının bu politikalarının boşa çıkartılmasını sağlayacak bir mücadele hattının kurulmasını zorunlu hale getiriyor. Bu kapsamda geçtiğimiz günlerde Diyarbakır’da 419 siyasi parti, kurum ve kitle örgütü tarafından imzalanan “Rojava’ya statü, halklara özgürlük” deklarasyonu, bu yönde atılmış önemli ama büyütülmesi gereken bir adım olarak değer kazanıyor.
Evrensel'i Takip Et