Gün eksilmesin penceremden

Fotoğraf: Pixabay
Gecenin karanlığından sıyrılıp güne başladığımızda aklımızdan ilk geçen sözcük “hüzün” olmalı diye düşünürüm. Hele bizim gibi bir coğrafyada yaşıyorsanız. Hele insan haklarına, hayvan haklarına, çocuk haklarına, doğaya saygı göstermeyen bir iktidarla yönetiliyorsanız işte o zaman hüzün sözcüğü yetersiz kalır. O aslında topluma, hak ve özgürlüklere saygısızlık anlamına gelir. Bu coğrafyada çok sesli toplumdan, tek sesli bir topluma itilir de farkında olmazsanız Nâzım Hikmet’in dediği gibi “Kabahatin büyüğü de bizlerdedir.” Sorgulamadan, irdelemeden hayata dümdüz bakan insanların bir araya geldiği kalabalığa, toplum sözcüğü aslında hiç yakışmıyor. Bu karmaşık ortamda ne mevsimlerin tadı var ne siyasetin getireceği ileriye dönük en küçük bir ümit… Emperyalist ülkelerin peşine takılmış, körlemesine giden politikacılardan insanlara sağlıklı bir hedef göstermelerini beklemek mümkün değil. Yurttaşlara eğitimde fırsat eşitliği tanımak devletin ilk adımı olmalı kanımca. Çağdaş bilim üreten üniversiteler, kültür ve sanatın konuşulduğu mekanlar kurmak şimdiye dek iktidardan görme şansına erişemediğimiz vaatler.
Hafta sonu AKP’nin genel kurulu vardı. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı olarak genel kurulda konuşan Recep Tayyip Erdoğan her zamanki gibi bizleri şaşırtmayan bir konuşma yaptı. Bu topraklarda modern bir Türkiye yarattıklarını anlatırken adaletin, hak ve hukukun tavan yaptığı bir Türkiye’den söz etti. Elbette yurttaşlar politikacıların bu tür söylemlerine yıllardır alışkanlık kazandılar. Üstelik karşısında da bu konuşmayı yanıtlayacak ciddi bir ana muhalefet ve de muhalefet partileri yoksa! Bize sorarsanız, Türkiye’de yaşayan azınlıklara ana dillerini yasaklayan iktidarlar demokrasinin bir hayli uzağındadırlar. “Vatandaşa köprüler, tüneller, yollar yaptık” diyorlar. “Ama betona kesmiş kentler inşa ediyoruz” demiyorlar. Doğayı her gün biraz daha yok ediyor, akarsuları, gölleri kurutuyorlar. Rant için ülkenin yer altı ve yer üstü servetlerini satışa çıkarıyorlar. Kültür evleri yerine cezaevleri açıyorlar hemen hemen Türkiye’nin her yerinde.
Trump’ın ABD’nin başına geçmesiyle birlikte emperyalist güçlerin dünya haritasını dizayn etmeye başladıklarını gözlemliyoruz. Nazi zulmünden kendisini zor kurtaran Almanya’da son parlamento seçimleri Nazi eğilimli bir siyasi partiyi parlamentoya ikinci parti olarak sokuyorsa o zaman geçmişten hiç ders alınamamış demektir. İnsanlık yeni bir faşist sürece sürüklenmek istiyor anlaşılan. Sol partilerin ve sosyalizme inanan güçlerin bu durum karşısında gösterecekleri reaksiyon çok önemli. Sol partilerin teorik tartışmaları bir yana bırakıp ortak bir noktada birleşmeleri gerekiyor diye düşünüyorum.
İşte böyle sevgili okur, bir yandan ülkemizde İslami sağın hızlı yükselişi, bir yandan Amerika ve Avrupa Birliği örnekleri karşımızda duruyor. Emeğin bayrağını yükseltecek sosyalistlere yeni bir ivme katacak emekçi direnişi tek yol olarak duruyor önümüzde. Bu yolda inatla ve ısrarla mücadeleyi sürdürmek, aydınlığı arayan her devrimci birey için bir ödevdir de.
Yazıyı Cahit Sıtkı Tarancı’nın bir şiiriyle bitirelim: “Gün Eksilmesin Penceremden.”
Ne doğan güne hükmüm geçer,
Ne halden anlayan bulunur;
Ah aklımdan ölümüm geçer;
Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.
Ve gönül Tanrı’sına der ki:
- Pervam yok verdiğin elemden;
Her mihnet kabulüm, yeter ki
Gün eksilmesin penceremden!
Evrensel'i Takip Et