26 Şubat 2025

AKP’ye sadece sahte muhalifler değil, zamane patronları da katıldı

Fotoğraf: Anadolu Ajansı 

Erdoğan, kendisinin ikinci turda seçilebildiği, partisi AKP’nin önemli oy kayıplarına uğradığı 14 Mayıs 2023 seçimlerinden sonra ‘değişim’ demeye başlamıştı. O yıl haziranda açıklanan yeni kabine de bir hayli ‘değişik’ti zaten. Her şey bir yana, ekonomi yönetiminde, 2019’dan beri süren zikzaklara bir yenisi eklenmiş ve Mehmet Şimşek, ‘programı’ ve ekibiyle birlikte işin başına geçmişti.

Ama Erdoğan için, ‘değişim’ sözcüğünün pratik faydalarından yararlanma ihtiyacı, 31 Mart 2024 yerel seçimiyle birlikte iyiden iyiye arttı. Neredeyse hezimetle sonuçlanan belediye seçimlerinin ardından ‘değişim’, yalnızca devleti yönetenleri değil, AKP yönetim kadrolarını da işaret eden bir vaat haline geldi.

Erdoğan ağustos ayında, yani seçim yenilgisinden 5 ay sonra ve olağan kongreden 5 ay önce şöyle diyordu: “Kimsenin gözünün yaşına bakmayız. Tazelenerek ilerlerken kimsenin bize ayak bağı olmasına müsaade etmeyiz. Yorulmuş olan kenara çekilmeli.” Ve bu iddialı değişim vaatleri için de geçen pazar günü yapılan parti kongresini işaret etmişti: “Kongre maratonumuzu milletimizin bizden beklediği kapsamlı değişimin ana zemini olarak görüyoruz.”

İşte, günler takvimde durduğu gibi durmuyor, ağustoslar şubat oldu ve ‘kapsamlı değişimin ana zemini’ denen Kongre geldi çattı. Ama pazar günü görüldü ki ortada değişim denebilecek bir hareket falan yok; gerek yöntem gerekse aktörleri açısından itibarsız ve dayanıksız bazı transferler var… Ne parti tabanından gelen kuvvetli bir gençlik aşısı, ne çeşitli sosyal kesimlerden gelen ve temsiliyeti tazeleyen güçler… Vaktiyle, hatta bizzat bu ‘değişim’ laflarının ortaya çıkmasına neden olmuş seçimler vaktinde kendisine karşıdan ‘muhalefet’ etmiş, düzen siyasetinin sınırları açısından bile ‘ağır’ denebilecek sözler söylemiş muarızlarını transfer etmiş ve bunları parti yönetimine doldurmuştu. Eski İYİP’liler, Davutoğlu filikasının mürettebatından ve ‘meşhur ülkücü’lerden seçmeler…

Bu, Erdoğan ve partisinin ‘değişim’ ya da ‘yenilenme’ konusunda ne denli darda olduğunu da gösteren bir tablo. Ama bununla da sınırlı değil. AKP yalnızca ‘rakip oyuncuları’ yüklü sözleşmelerle transfer etmekle kalmadı. Kendi sınıfsal-politik doğrultusunun tabii bir sonucu olarak bazı ‘özel’ isimleri de yönetim kadrolarına yükseltti. Son yıllardaki yükselişleriyle sivrilen bazı holdinglerin temsilcileri doğrudan AKP yönetimine girdiler. Kütahya Seramik’in patronu Erkan Güral en dikkat çekici isimlerden biri. Elektrikli araç şarj istasyonları ile kısa sürede ve hızla büyüyen 360 Enerji şirketinin Yönetim Kurulu başkanı Cihad Terzioğlu da öyle… Bir de Kalyon Holdingin varislerinden Hilal Kalyoncu var, AKP merkez yönetimine katılan. Bu isimler ‘temsil’ nitelikleri bakımından önemli. Son dönemin ‘yükselen’ sektörlerindeki ‘yükselen’ şirketlerin patronları ya da varisleri doğrudan AKP yönetimine katılıyor. AKP’nin bir ‘sermaye-patron partisi’ olduğu yönündeki genel doğru, bir soyutlama olmaktan çıkarak doğrudan gerçek haline geliyor. Bunun, kapitalizm ve siyaset arasındaki güncel ilişkiyle uyumlu olduğu söylenebilir. Erdoğan, kendi müstakbel Musklarını kendi özgül koşullarının sermaye çevrelerinden türetmeye çoktandır başlamıştı. Belli ki bu ilişki ‘kurumsal’ hale geliyor. Erdoğan’dan sonra AKP’nin ne olacağı yönündeki haklı muamma da yanıtını bu mecradan bulacak olabilir.

AKP bir yandan TÜSİAD’la “eski vesayet dönemi bitti”, “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” gibi argümanlarla itişip kakışırken, bir yandan da kendi organik burjuvazisini doğrudan parti yönetimine monte ediyor. AKP’nin ve tabi dolayısıyla Türkiye’nin geleceği için en belirleyici ‘değişim’ faktörünü, Erdoğan’ın yeniden aday olmasını sağlayacak bir Meclis aritmetiğine de ulaşmak için yapılan dolgu transferlerden çok, bu doğrudan listeye dönüşen sınıf ittifaklarında aramak lazım belki de.

EVRENSEL'İNMANŞETİ

‘Onaylamadığımız taslağı masaya koymayın’

‘Onaylamadığımız taslağı masaya koymayın’

Toplu sözleşme sürecinde olan kamu işçilerinin, Türk-İş ve Hak-İş yöneticilerinin üzerinde anlaştığı sözleşme taslağının kendilerinden gizlenmesine tepkisi büyüyor. Bu hafta hükümete sunulması beklenen taslağın onayları alınmadan masaya konmamasını isteyen işçiler, “Biz mücadele etmezsek sözleşmenin sonu belli” diyor.

72 bin 88 TL: Türk-İş’in yoksulluk sınırı

30 bin TL: Kamuda ortalama ücret

58 bin 200 TL: Türk-İş ve Hak-İş’in istediği zamlı ücret

BİRİNCİSAYFA
SEFERSELVİ
Erdoğan: Dünya bir imtihan yeridir, ekonomik zorluklar gelip geçer.

Evrensel'i Takip Et