Yeni büyük cezaevleri ve büyüme

Fotoğraf:Pixabay
Toplumun yoksullaşması; sağ iktidarların özgürlükleri özel girişimci sermaye gruplarına tanımasından kaynaklıdır. Ancak çıkar çatışmaları ile gelinen durum sonunda sermayedarları da özgürlüklerinden yoksun bırakıyormuş gibi gözüküyor. Olay nettir. TÜSİAD-hükümet çatışması gibi görülen bu durum aslında hükumetin devamını koruyabilme çabasıdır.
Demokratik işleyişte, hükümetler belirli zaman için planlanmış programlarını uygulamaya çalışırlar. Bu uygulamaların toplumsal eleştirileri, örgütlü yapılar ve halk tarafından özgürce yapılır. Yapılan işlemler bağımsız kurumlarca denetlenir. Sonrasında seçim sonuçlarına göre hükümet yenilenir. Demokratik işleyişte hükümetler, devamlılığı için siyasal iktidarını kurumlar üzerine konumlandırmaz.
Demokratik olmayan hükümetler toplumun genel durumu ve geleceğinden daha çok iktidarlarını nasıl sürdürecekleri üzerine odaklanırlar. Bunun için her türlü yol, yöntem ve uygulamayı denerler. Durumun sürdürülebilirliği için de toplumu çeşitli işleyişlere yönlendirirler. En önceliklisi seçim süreçleri… Demokrasiyi sadece oy kullanılan süreçlere tıkıştırır ve önlerindeki süreyi yeniden iktidarı elde tutacak şekilde programlamaya çalışırlar. Ancak seçimlerde oy kaybına uğramaya başladıklarında önce seçim sistemlerine yönelik değişikliklere girişirler. Ardından iktidar etme konularında toplumsal destekleri zayıfladıkça kurumları tekleştiren ve bağımsızlığını ortadan kaldıran işlemleri hiç çekinmeden uygulamaya sokarlar. Bunlara daha niceleri eklenebilir. 1980 askeri darbesi sonrasında yaşadıklarımız örnek değil mi?
İşte haklar toplamı olarak bilinen demokrasi bugün Türkiye’de askıya alınmıştır. Bu hakların ilki söz söylemedir. Bugün ise konuşan cezaevine atılmaktadır. Bir araya gelenlerin bir kısmı terör örgütü üyeliği ya da iltisakı iddiasıyla cezalandırılmaktadır. Canlı yayınlarda gözaltı ve tutuklamaları izliyoruz. Sonu cezaevi. Ayrıca örgütlenme ve çalışma yaşamında emeğinin hakkına ulaşabilecek sendikalaşma serbestçe olmalı. En önemli hak savunma aracı olan grev yasaklanırken; sendikal haklarını kullananlar cezaevlerine atılıyor. Cezaevinde olmak için cezalı olmak gerekiyor. Ancak çok insan ceza almayacağı, alsa bile cezaevinde yatma süresinde olmayacağı biline biline hapsediliyor.
Genel olarak yaşam standartları açısından yoksul duruma düşmüş toplum, toplumun temsilcileri ve bunu dile getirmesi kamu görevi olan gazeteciler için cezaevi süreci potansiyel olarak sürüyor.
Bugün 395 cezaevinde 392 binden fazla insan var. Planlı kapasitenin 299 bin kişi civarında olduğundan söz ediliyor. 11 yeni cezaevi yapılması planlanıyor. Toplum öylesine cezaevini kabul eder duruma geldi ki, bunca insanın cezaevinde ne iş var diye sormak yerine, cezaevlerinin kapasitesinin yetersizliği tartışılıyor. Artık cezaevi politik ve ekonomik işleyişin bir parçası oldu. Yeni cezaevi vaadi siyasi propaganda haline dönüştürülüyor.
Avrupa’nın ve Türkiye’nin en büyük cezaevi kampüsü, 2008 yılında Silivri-İstanbul’da tamamlandı. Ancak büyük kampüs ve çok sayıda cezaevi sadece bu hükümet zamanında gündem değildi. 1999 ve 2000’li yıllarda F tipi olarak adlandırılan hücre tipi cezaevi ve teknolojik kapasitesi yüksek cezaevleri tartışmasında bu ülkenin devrimcileri gençleri katledildi. İşte o program bugün büyüyerek işleyişini sürdürüyor.
Cezaevi, sadece bir ceza infaz kurumu olarak gündem olmamıştı. İşlikler ile birlikte aynı zamanda ucuz işgücü olarak kullanılmak için tasarlanmıştı. Ardından siyasal iktidarın devamlılığı için yapısal operasyonların bir alanı olarak kullanılmaya başlayınca proje tam olarak uygulanamadı. Ama siyasal güç aracı haline geldi.
Tabi dünyadan farklı bir durum değil gelişmeler. Sadece değişen coğrafyalarda uygulamalarda zorunlu farklılıklar doğuyor.
Uygulanan ekonomik politikalar fiili olarak çatışmaları tetikliyor. Büyük kopuşların yaşanması bu çatışmaların şiddetini de artırıyor. İktidarlarca baskıcı politikalar ve saldırılar organize edilecek durumlar geliştiriyor. İşte burada karşımıza yine cezaevleri konusu gündem olarak yeniden düşecektir.
Güvenlik ve cezaevleri konusu, günümüzde ekonomik ve ticari bir süreç olarak da öne çıkıyor. ‘Cezaevlerinde daha fazla mahkumu nasıl barındırabiliriz’e dair çalışmalar ile “cezaevi inşaatları ve işletmeleri” de giderek daha fazla gündem oluşturmaktadır. Her geçen gün sayısı artan cezaevi kampüsleri ve yapıları, ekonomik büyüme içerisinde önemli bir yer tutmaktadır. Bu hizmet ve endüstriyel süreç, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) içerisinde rakamsal olarak kendine yer bulmaktadır. Örneğin, bugün tartışılan yeni 11 cezaevi inşası için 25 milyar TL'lik bir bütçeden söz edilmektedir. Bunun yanı sıra, bu cezaevlerinin işletme maliyetleri de dikkate alındığında, ekonomik büyüklüğün pozitif yönde etkileneceği öngörülmektedir.
Güvenlik sistemleri ve iç güvenlik adı altında baskı yapılanması, bunun için kullanılacak teknolojik uygulamaları gittikçe artırılması emperyalizmin dünyada genel politikası oldu. Bunu aşan durumlarda savaş bütün sistemleriyle devreye sokuluyor.
Savaşın konvansiyonel altyapı araçlarının üzerine bugün kullanılan teknolojik dijital araçların yapımı için gerekli elementler ve mineraller için gerçek savaş kendini göstermektedir.
Bu elementlerin temini için coğrafyamızı delik deşik eden TÜSİAD üyelerine yaptırım uygulanacak mıdır? Bu soru TÜSİAD yönetimine yapılan uygulamaya olumlu baktığımız anlamına gelmez.
Gelinen teknolojik koşullarda canlıların idaresi bile (biyo-iktidar) siyasi bir durumun konusu ise, aldığımız nefes çoktan siyasi alanın konusudur.
Kazandığını sandığında susanlar, kaybettiğinde ses çıkarmaya çalıştıklarında kendilerini siyasetin içinde bulacaklardır. Ancak özgürlüklerinden yoksun kalmış siyaset ölüdür. Özgürlüklerimizin kısıtlandığı zamanlarda daha çok özgürlük arayışında ortaklaşmalıyız.
Dileğimiz odur ki; kimse düşleme özgürlüğünden kopmasın. Kendi düşleri olmayanlar başkasının çizdiği hayatı yaşarlar.
Evrensel'i Takip Et