27 Şubat 2025

Hızlı değişim-acil ihtiyaç

Fotoğraf: Pexels

Trump’ın ikinci kez başkan olması, Putin ile Ukrayna’daki savaşı sonlandırma pazarlığı, İngiltere, Almanya ve Fransa başta olmak üzere AB üyesi ülkelerin yöneticilerinin savaşın sürdürülmesi de demek olan politikadaki ısrarları, İsrail’in Suriye’deki işgal bölgesini genişletmesi, Trump’ın ilan ettiği Gazze’nin boşaltılması planı, sonuncusu Almanya’da görülen sağ gerici, yabancı düşmanı ve faşizan politika savunucusu partilerin kitle desteğini artırmaları ve dahası. Uluslararası ve bölgesel ölçekteki bu gelişmelere ABD, Çin, Rusya, İran ve Türkiye bağlantılı çeşitli diğer gelişmeler de eklendiğinde, politika acemisi kişilerin dahi az-çok tahminle varacakları en kestirme sonuçlardan biri, emperyalistler arası ilişkilerin önümüzdeki dönemde daha fazla gerginleşeceği; ikincisi ise bununla birlikte hemen tüm ülkelerde halk kitleleri aleyhine daha sert uygulamaların gündeme geleceğidir.

Ayrıntıya girmeden belirtilirse, ABD’nin batı Avrupalı emperyalistlerle ilişkileri son birkaç yılda süregidenden farklılık gösteren yeni bir sürece girdi. Trump yönetiminin, ABD’nin ardısıra dizilmeyi kabullenmiş emperyalistlerle iş birlikçi diğer ülke yönetimlerini en azından yok saymış gibi yaparak Rusya ile paylaşım pazarlığına oturması, sadece palyaço Zelenskiy’i eşik dışı bırakmadı, diğerlerini de yakar-yalvar duruma düşürdü. İngiliz yöneticiler başta olmak üzere Alman ve Fransız yöneticileri görünürde “yaparız-ederiz, ordu konuşlandırırız!” türü laflar etseler de Beyaz Saray kapılarına gitmeye başladılar bile. Polonya başbakanının kapıda kırk dakika bekletilmesi, doğu Avrupalı iş birlikçi yönetimlerin uşaklık politikalarıyla gördükleri muamelenin göstergelerinden biri oldu. Görülen şudur:

Emperyalist büyük güçler arası iş birlikleri karşılıklı çıkara dayalıdır. Bu iş birliklerinin ne kadar süreyle devam edeceğini belirleyen çıkar ortaklığı olmakla birlikte belirleyici olan pazar ve etki alanları üzerine rekabettir. Burjuva dünyasında dün düşman olanların yarın dost, bugün müttefik olanların yarın düşman olmaları pekala mümkündür. Son yüzyılın tarihi bunun örneklerini sergiliyor. Sosyalizme karşı emperyalist-kapitalist dünya güçleri arası ilişkilerle sosyalizmin yenilgiye uğratılıp tasfiye edildiği bir dünyadaki kapitalist güçler arası ilişkiler farklılık gösterir. Pratik sosyalist bir alternatif gücün (ülke-devlet vb.) olmadığı günümüzde girişilen işgallerle süren gerici savaşların, kapitalist dünya gericiliğinin başlıca büyük güçleri arasındaki rekabetle bağı daha alenidir. Kanada, Grönland, Panama Kanalı, Meksika’ya yönelik talep ve tehdit, Ukrayna’yı savaşa sürüp şimdi 500 milyar dolar değerinde ‘değerli toprak minarelleri’ anlaşmasının dayatılması, AB’nin büyük çakallarının pay istemesi, Suriye ve Irak’ın içine düşürüldükleri durum, İran’ın karşı karşıya olduğu tehlike göstergeler arasındadır.

Gelişmelerin defalarca gösterdiği ve şimdi Gazze ve Suriye’de çok daha çarpıcı şekilde bir kez daha yaşanan bir diğer gerçek, emperyalistlerin, syonistlerin ve tüm kapitalist gerici yönetimlerin halkların asla ve asla dostu olamayacaklarıdır. Gazze Filistinlilerden arındırılmak istenirken, Suriye İsrail tarafından bombalanıp tüm savunma gücü imha edilirken hiçbir uluslararası burjuva antlaşma, hiçbir sözüm ona burjuva demokratik değer geçerlilik göstermedi. Din, mezhep, milliyet ortaklığı söylemiyle halkları aldatanlar bezirgan politikalarını ikiyüzlülükle sürdürmeye devam ettiler. Hepsi halkların yaşamında ideolojik-kültürel ve politik etkileriyle yer almaya devam etseler de toprağın bu “ortak değerler”in altından kaymaya devam ettiği bizzat burjuvazi tarafından defalarca gösterildi. Sünni Müslümanlık Gazze’de iflas etti. HTŞ, Suriye’yi savunmadı. Milliyetçilik emperyalist yağma politikalarına barikat oluşturmadı vb.

Bütün bunlar bir şeyi daha gösteriyor: Dünya işçileriyle tüm ezilenleri bulundukları her ülkede sermaye ve gericiliğe karşı birlik oluşturmaz, birlikte mücadeleye atılmazlarsa ne barış içinde yaşanabilir ne de sömürü yükünün artması engellenebilir. Korkutma ve konsolidasyon politikası tüm ülkelerde geçerlidir. İktidardakiler “Politikanızı bize göre, bizim istediğimiz şekilde ayarlayacaksınız” diyorlar. Örgütlü güçlerin kuvvetini artırmak, daha kitlesel örgütler yaratmak, sağlamlaşmak şarttır. Değişim her alanda kaçınılmazdır ve bazen hızlı gerçekleşir. Egemenin dayatmaları ihtiyaç olanı da acilleştirir. Öylesi zamanlardayız.

Evrensel'i Takip Et