Demokratik muhalefeti örme zorunluluğu

Fotoğraf: Emrullah Acar/ MA
İktidar neredeyse kırıntısı kalmış olan demokratik hak ve özgürlükleri de ortadan kaldırmak için her gün yeni bir adım atıyor. Tutuklanan politikacılar, kayyım atanan belediyeler, tehdit edilen sanatçılar, yasaklanan filmler, içeri tıkılan gazeteciler, işçinin hakkını savunan sendikacıların tutuklanması, olası bir seçimde cumhurbaşkanlığına aday olacak kişiye soruşturma ve mahkeme kıskacı... Liste burada sayılanlardan daha uzun. Tek adam rejimi saldırı alanını öyle genişletip, saldırılarını öyle peş peşe yapıyor ki, demokratik temelde bir muhalefet yürüten kesimlerin bırakalım bunlara güçlü bir karşılık vermeyi, sayılarını bile doğru dürüst bir araya getiremediği bir süreç yaşanıyor. Erdoğan iktidarının amacı açık: Karşısındaki muhalefeti yormak, dikkatini dağıtmak, yorgun ve moralsiz hale getirmek, güç toplamasını ve bir mücadele birliği oluşturmasını engellemek, gerici hesaplarını gerçekleştirmek.
Peki bütün bu saldırılar iktidarın gerici, faşist hesaplarını güçlendirip, halk içindeki desteğini ve tabanını genişletiyor, yaptıklarının onaylanmasını sağlıyor mu? Hayır. Bu saldırılar muhalefetin bazı kesimlerinin işçi ve emekçi halkın, dolayısıyla ülkenin temel ve acil sorunlarından uzaklaşmasını sağlasa da, halk kitleleri yıkılan ekonomilerinin kendi üzerlerinde yarattığı tahribatı doğrudan yaşadığı, üstelik bu tahribatın her geçen gün yeni bir yıkıma yol açtığı bu süreçte ne dertlerini unutuyor, ne taleplerinden vazgeçiyor, ne de iktidarın yaptıklarını onaylıyor. Saldırı yaygınlaşıp, çeşitlendikçe, onun şiddeti de dağılıyor, yoğunluğunu, etkisini kaybediyor. Nasıl ki ilerici, demokratik muhalefet, tek tek mücadeleye atılan işçi ve emekçi kesimlerinin gücü ve enerjisi, aynı hedefe birleşik ve güçlü bir darbe indiremiyor ve gücü dağınık kalıyorsa, iktidar da saldırı alanını genişleterek, yayarak bu saldırıların şiddetini törpülüyor, gerçekleştirmek istediği sonuca ulaşamıyor. Görülüyor ki mücadele eden, muhalefet eden hiçbir kesim amaçlarından vazgeçmiyor, taleplerini bir kenara atmıyor.
Ama tek adam rejiminin çok önemli bir avantajı var: Her şeyden önce iktidarda ve tüm devlet mekanizmasını elinde tutuyor. Güvenlik güçleri her an halkın tepesinde ve onun her eylemini zorbalıkla, şiddetle, yasaklamalarla boğmaya çalışıyor. Yargı tek adamın ağzından çıkacaklara bakıyor, hukuksuzluk normal düzen haline getirilmiş durumda. Basın ve yayının yüzde 90’ı kontrol altında, sosyal medyada bir trol ordusu aralıksız kendilerine verilen görevi uğursuz görevleri yerine getiriyor. İktidar bu ortamda kendisine yarayacak her imkanı tepe tepe kullanıyor, muhalif kesimleri bölüp, parçalama imkanını sonuna kadar zorluyor. Muhalefet vekillerinin bazılarını satın alıp, kendi bünyesine katsa da, bu onu güçlendiren, toplum içinde etkisini ve gücü artıran değil, gücünü aşındıran ve prestij kaybına yol açan bir sonuca yol açıyor. Halk kitleleri her şeyi görüyor ve kaydediyor. İktidara körü körüne bağlı -işin içinde çıkar meselesi de var- bir kesim dışta tutulursa, iktidarı militanca savunan kesimler daralıyor, etkileri, geçmişte kurdukları etkinin çok daha gerisine çekiliyor. Geçen her gün, her hafta, her ay bu etkinin gücünü zayıflatıyor, inandırıcılığını sarsıyor, prestijini yerle bir ediyor.
Burada şu soruların sorulması ve yanıtının aranması zorunlu oluyor. Muhalefetteki güçler, özellikle bu güçlerin muhalefetlerini Erdoğan karşıtlığı ile sınırlı olmayan, demokratik hak ve özgürlüklerin kazanılması, ülkede demokratik, halkçı bir yönetim kurulmasına doğru genişleten kesimleri neden ortak bir mücadele cephesi kuramıyorlar? Böyle bir birlik kitlelerin bir alternatif merkezi görmelerine, bunun etrafında toplanıp, kenetlenmesine yol açmaz mı? Sanırım bu soruların yanıtı öncelikle ne istediğimizde düğümleniyor. Öncelikle faşizmin ve gericiliğin ezilmesini demokratik hak ve özgürlüklerin kazanılmasını, demokratik bir ülkenin kurulmasını mı istiyoruz, yoksa genel olarak kapitalizmin yıkılmasını, sosyalist amaçların gerçekleştirilmesini mi? Bu ikisi arasında güçlü bir bağ ve kesintisizlik olmasına karşın, güncel hedef ve sloganların net belirlenmesi, güçlerin bunun etrafında toplanması büyük önem taşıyor. Çünkü demokratik mücadelenin müttefikleri çok geniş ve bunların mücadele birliğinin sağlanması gerekiyor. İlk adım doğru atılmadan ikincisinin gerçekleşme olanağı bulunmuyor. Stratejik hedefle taktik sorunların birbirine karıştırılmaması gerekiyor. Kürt hareketinin içine girdiği süreçte, ne yana çekilmek istenirse istensin, nesnel olarak demokratik bir ülke kurma mücadelesini güçlendirecektir. Ya olağanüstü bir biçimde lehimize olan koşulları değerlendirme yeteneği göstereceğiz, ya da beceriksizce gericiliğin ömrünü uzatmasına neden olacağız. O halde yapılması gerekenler açık değil mi?
Evrensel'i Takip Et