Beklenti, endişe ve belirsizlik…

Fotoğraf: AA
PKK lideri Öcalan; örgütüne kongre toplama, silah bırakma ve kendini feshetme çağrısını yaptı. Böylece iktidar ortağı Bahçeli’nin sözcülüğüne soyunduğu ve DEM Parti heyetinin Öcalan ile görüşmeleriyle devam eden süreç, beklendiği gibi Öcalan’ın PKK’ye kendini feshetme çağrısı yapmasıyla yeni bir evreye girmiş oldu.
Öte yandan Öcalan, PKK’ye kongre toplama ve silah bırakma çağrısından önce bin yıllık Türk-Kürt ilişkilerinin kardeşlik ruhu içinde yeniden düzenlenmesi vurgusunu yapıyor ve bunun da ancak demokratik siyaset ve uzlaşma ile mümkün olduğuna dikkat çekiyor. Dolayısıyla PKK’nin kongre toplamasına kadarki süreçte hangi adımların atılacağı ve gelişmelerin hangi yönde olacağının bu kongreden çıkacak kararlar bakımından da belirleyici olacağını şimdiden söyleyebiliriz.
Burada Öcalan’ın “çözüm süreci”nin başlarında 2013 Newroz’unda okunan mesajında da “silahların devrinin kapandığı, demokratik siyaseti esas alan yeni bir dönemin başladığını” söylediğini hatırlatmak gerekiyor. Ancak bilindiği gibi bu süreç, iktidarın beklenti ve kontrolünün dışında sonuçlar doğurduğu için Erdoğan masayı devirmiş ve ardından da ciddi bir yıkıma yol açan şehir savaşları başlamıştı.
Elbette geçmişte yaşananlar bugün yapılan açıklamanın tarihi bir anlam ve önemi olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bölge (Ortadoğu) ve ülke siyasetinin oldukça hareketli olduğu bir siyasal atmosferde Öcalan’ın çağrısının yarattığı etkiyi üç sözcük ile özetlemek mümkün: Beklenti, endişe ve belirsizlik.
Beklenti: Öcalan’ın PKK’ye silah bırakma ve kendini feshetme çağrısı, beklentinin yönü farklı olsa da hem Kürt halkı ve demokrasi güçlerinde ve hem de devlet ve iktidar cephesinde belli bir beklenti yaratıyor.
Öcalan’ın 2013’teki mesajı, Kürt halkı ve demokrasi güçlerinde Kürt sorununun demokratik çözümü ve demokratikleşme yönünde bir umut yaratmıştı. Son açıklama Kürt halkında demokratik çözüm ve demokratik siyasetin geliştirilmesi yönünde belli bir beklenti yaratmış olsa da geçmiş süreçte yaşananlar, halkın geniş kesimlerinin bugünkü sürece karşı daha temkinli yaklaşmasına yol açıyor. Bu temkinli yaklaşımın PKK cephesinden yapılan açıklamalara da yansıdığını gördük.
İktidar ve devlet ise en başından beri süreci PKK’nin silah bırakma ve kendini tasfiye etmesine indirgeyen bir yaklaşım içinde oldu. Çünkü Bahçeli’nin yeni bir süreci başlatmasının arka planında da, özellikle İsrail’in bölgenin yeniden dizayn edilmesinde vurucu bir güç olarak öne çıkmasının, Türkiye’nin hareket alanını sınırlamasından duyulan kaygı ve bu süreçte Kürt sorunundan kaynaklı çatışmaların yaratması muhtemel risklerin ortadan kaldırılması hesabı vardı. Başka bir deyişle iktidar, Kürt sorununu çözmeyi değil; PKK ile Rojava’daki özerk yönetim ve Suriye Demokratik Güçlerinin (SDG) varlığının, kendi politikası için yaratması muhtemel risklerin önünü almaya çalışıyor.
Öcalan’ın çağrısı sonrasında AKP Genel Başkan Yardımcısı Efkan Âla tarafından yapılan açıklamada da aynı yaklaşımı gördük. Âla, “Terör örgütünün çağrıya uyup uymayacağına bakacaklarını” söyledi. İktidar sanki ortada bir Kürt sorunu yokmuş ve bu sorunun demokratik temelde çözümü için atılması gereken adımlar kendi sorumluluğunda değilmiş gibi bir tutum alıyor.
Endişe: İktidarın yukarıda sözü edilen tutumu, yeni sürecin de heba edileceği konusunda ciddi bir endişe yaratıyor. Bu endişe temelsiz de değil; iktidar bir yandan Öcalan’ın çağrı yapmasını beklerken öte yandan DEM Partili belediyelere kayyımlar atadı. Bunun yanı sıra bu kez saldırıların kapsamı, CHP ve DEM Parti başta demokrasi güçlerinin ittifakı olarak şekillenen ‘kent uzlaşısı’ üzerinden kazanılan belediyeleri de içine aldı. Yetmedi; “Demirtaş ve bu süreçte haksız bir şekilde rehin tutulan siyasi tutsaklar bırakılır mı?” soruları sorulurken gazetecilerden sendikacılara ve son HDK operasyonunda görüldüğü gibi demokratik siyaset yapan parti ve örgütlere kadar geniş emek ve demokrasi kesimlerini hedef alan bir saldırı dalgası yaratıldı.
Bütün bu gelişmeler, iktidarın bu süreci Erdoğan’ın adaylığından yeni anayasaya kadar kendi bekası ve çıkarları için kullanmaya çalışacağı ve işine gelmediği noktada sonlandıracağı yönündeki endişeleri büyütüyor.
Belirsizlik: Öcalan’ın açıklamasının en dikkat çekici noktalarından biri de Rojava ve SDG için açıktan bir çağrı yapmaması oldu. Çünkü yeni Suriye’nin şekillenmesi bakımından sahada birçok aktör bulunmasının yarattığı belirsizlikler, bu konuda açıktan bir çağrı yapabilmeyi zorlaştırıyor.
Nasıl ki Bahçeli’nin yeni süreci başlatmasında bölgedeki gelişmeler belirleyici bir rol oynadıysa Öcalan’ın çağrısının hangi sonuçları doğuracağını da sadece Türk devleti, PKK ve SDG belirlemeyecek. ABD ve İsrail’den Körfez ülkelerine, Rusya ve İran’dan Irak Kürdistan yönetimindeki KDP ve YNK’ye kadar birçok aktör bu süreçte önemli rol oynayacak. İşte sahadaki bütün aktörlerin gelişmeleri kendi lehine çevirmek için Kürt sorununu araçsallaştırmaktan geri durmayan bir yaklaşım içinde olmaları, bu süreci ciddi bir biçimde belirsizliğe sürüklüyor. Elbette bu belirsizliğin oluşmasında Türkiye’deki Erdoğan iktidarının sorunun çözümü için gerekli mekanizmaları ve yasal dayanakları oluşturmaya yanaşmamasının da büyük bir etkisi bulunuyor.
Bu belirsizliğin hangi yöne evrileceğini görmek için Suriye’deki yeni HTŞ hükümeti ile Rojava özerk yönetimi ve SDG arasındaki görüşmelerden nasıl bir sonuç çıkacağını beklemek gerekiyor.
Özetle Öcalan’ın çağrısı; beklenti, endişe ve belirsizlikler arasında silahların susması ve demokratik siyaset alanının genişletilmesi bakımından yeni bir döneme kapı aralıyor. Ancak bu kapının ardına kadar açılabilmesi; beklentinin olanağa, endişenin umuda ve belirsizliğin demokratik çözüm ve barış iradesine dönüştürülmesi için emek, barış ve demokrasi güçlerinin en geniş mücadele birliğinin kurulması gerekiyor.
Evrensel'i Takip Et