Kaynamadan taşmaya...

Fotoğraf: Evrensel
Geçen hafta kaynama noktasında beklemekten söz etmiştim. Yasakların süreli olmasının da işaret ettiği gibi kaynama noktasından taşmanın sınırlı olacağını düşünmüştüm ama toplumsal hareketler öngörülebilir olmuyor her zaman. İyi ki olmuyor. Yasaklar gelmekte gecikmedi elbette, süreleri uzadı, sathı genişledi. İletişim mecraları da katıldı yasaklama, engelleme çabalarına ancak bu dalga dalga taşan öfkeyi durduramadı. Özellikle genç kuşakların kimi zaman elleriyle yazıverdikleri dövizlerinde de sezilen o kaybedecek hiçbir şeyin kalmaması duygusu itici güç oluverdi hareketlenmede.
Çok farklı görüş ve inançtan insanın bir araya geldiği, o çok başarıyla yaydıkları düşmanlıkların etkisinin azaldığı bir ortam olsa da özen gerektiren hassas bir noktada olduğumuz muhakkak. Görüşlerin farklılığı o görüşler nedeniyle ortaya çıkan cinsiyetçi ve ırkçı söylemlerin irkiltici etkisini hissettiriyor zaman zaman. Kadınların ve LGBTİ’lerin görünür çıkışı bu dili kıracak ve eylemin kendisinin öğreten yanını güçlendirecek bir etki yaratsa, pamuk helvanın ayrımcı imasını kıran bir politik söylem tutturulmaya gayret edilse de düşmanlığın her an sızması mümkün. O nedenle incelikle yürütülüyor gözaltı ve tutuklama furyası. Bir yanda örgütlü emeğe yönelirken bir yanda da kaybedecek ne kaldı duygusuyla orada olan ve kolluk şiddetiyle ilk kez karşılaşmanın şaşkınlığını yaşayanlar hedef alınıyor. Bini aştı gözaltı ve tutuklamalar da hızla artıyor. Sabah baskınları olağanlaştı. Öğrencilerinin yanında olan Eğitim Sen hızla lanetlendi, gözaltılar onlara uzandı.
Tüm bu baskılara rağmen toplum inanılmaz bir hareketlilik içinde, kendi alanımdan baktığımda uzun zamandır ilk kez işkence yeniden hak ettiği tepkiyi görüyor. Şimdi yeniden işkencenin meşrulaştırılmasını sorgulasak, eminim meşru görenlerin o artan oranı dramatik bir düşüş gösterecektir. Keşke bunun sebebi daha fazla insanın işkenceyle karşılaşması olmasaydı!
İnsan Hakları Derneği ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı olarak açıklama yaptığımızda daha çok duyulduğumuzu hissediyoruz. İzmir temsilciliği tıbbi sekreterimiz gösterilerde gerçekleşen ihlalleri izlerken gözaltına alınmıştı ama tepkiler onun serbest bırakılmasına zemin hazırlayabildi. Son açıklamada da yaşananları ve insan haklarına dair taleplerimizi dile getirmiştik: “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile kimi ilçe belediye başkanları başta olmak üzere çok sayıda yurttaşın 19 Mart 2025 tarihinde gözaltına alınması ile doruğa ulaşan, seçme ve seçilme hakkına, halkın iradesine ve demokrasiye darbe olarak nitelenen ve doğudan batıya yayılan bir dizi operasyona yönelik neredeyse tüm Türkiye’de gösterilen demokratik tepkileri bastırmak amacıyla önce İstanbul Valiliği, akabinde Ankara ve İzmir Valilikleri tarafından ilan edilen eylem ve etkinlik yasakları, İstanbul’a giriş çıkışların sınırlandırılması ve barışçıl gösterilere olanca şiddetle gerçekleşen kolluk saldırıları ile halkın toplanma ve gösteri özgürlüğü, ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, kişi güvenliği ve özgürlüğü, ulaşım hakkı ve seyahat özgürlüğü, iletişim ve bilgi edinme hakları ihlal edilmiştir. Tepkilerini göstermek için sokağa çıkan halka yönelik polis müdahaleleri ve ardından ev baskınları sırasında gözaltına alınan yüzlerce kişi işkence ve kötü muameleye maruz bırakılarak özgürlüklerinden keyfi olarak alıkonulmuştur. Bir kez daha hatırlatmak isteriz ki; 14 Ağustos 2024 tarihinde yayımlanan Birleşmiş Milletler (BM) İşkenceye Karşı Komitenin Türkiye’nin beşinci dönemsel raporuna ilişkin sonuç gözlemleri’nin 23. paragrafında yer verilen “Ters kelepçe gibi gereksiz acı ve ıstıraba neden olan kısıtlama tekniklerinin kullanımı yasaklanmalı” tavsiyesinde de vurgulandığı gibi, gözaltına alınan kişilerin maruz kaldıkları ters kelepçe uygulaması, mutlak olan işkence ve diğer kötü muamele yasağının ihlalidir. Yine hatırlatmak isteriz ki; Dünya Tabipler Birliğinin (DTB) ekim 2015 tarihindeki Genel Kurulunda kabul edilmiş olan, DTB gösteri kontrol ajanları üzerine tutum belgesinde yer alan “DTB, bu tür [Göz yaşartıcı gaz gibi kimyasal ajanların] gösteri kontrol ajanlarının kullanılmasının yol açtığı ciddi güçlükler, sağlık ve yaşam açısından oluşturduğu riskler nedeniyle, Devletlerin hangi koşullarda olursa olsun bunları kullanmaktan kaçınmasını tavsiye eder” şeklindeki değerlendirme ışığında, bu tür göz yaşartıcı gaz vb. kimyasal ajanların kullanımı derhal yasaklanmalıdır!”
Hakları için mücadele edenlere, dalga dalga taşanlara selam olsun!
Evrensel'i Takip Et