Avrupa neden Erdoğan’a sessiz?

Fotoğraflar: Pixabay ve Unsplash

İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan gelişmelerin üzerinden bir haftadan fazla süre geçti. Bugüne kadar yapılan açıklamalar, Avrupa ülkeleri ve AB’nin süreci “sessizlik” içinde geçirmek istediğini gösteriyor. İmamoğlu’nun gözaltına alındığı 19 Mart’tan bir gün sonra Brüksel’de yapılan AB zirvesinde, Ortadoğu’dan Ukrayna’ya, silahlanmadan ayrı bir askeri güç kurmaya kadar değişik konular ayrıntılı olarak ele alınırken, yayımlanan “sonuç bildirisi”nde Türkiye’de yaşanan gelişmelere bir cümle dahi olsa değinilmedi.

Ama AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Almanya Başbakanı Olaf Scholz başta olmak üzere bazı liderler gelişmeleri “endişe verici” ve “iç karartıcı”, “muhalefete yönelik kabul edilemez gelişmeler” olarak nitelendirdiler. “Ölçü”nün kaçırılmamasını istediler. “Ölçü”den ne kastediliyorsa... Halbuki İmamoğlu’na yapılanlar gerçekten “ölçü”nün kaçırılmasının ta kendisi.

Buna rağmen muhalefetin ezilmesi, en önemli rakibinin devre dışı bırakılması yönündeki hukuk dışı uygulamalar konusunda Erdoğan’a karşı somut bir adımın atılması gündeme getirilmedi.

Bu AB ile hiçbir bağlantısı olmayan herhangi bir ülkenin lideri için olsaydı kısmen “anlaşılabilir” denilerek geçilebilirdi. Ne var ki olanlar “Rusya tipi demokrasiye” geçiş yapmak istediği yorumu yapılan AB aday ülkesi Türkiye olunca farklı tutum beklemek en doğal olanı. Bu nedenle geçiştirme türü açıklamaları “normal” karşılamamak gerekiyor.

Daha önce sık sık Türkiye’nin aday üyeliği önüne çıkarılan evrensel değerlerin gelinen aşamada “kriter” olmaktan çıkarılıp rafa kaldırılmasının bir yanı AB’nin kendisiyle ilgili. Zira, Erdoğan ile aynı yolda yürüyen ya da yürümek isteyen pek çok Avrupalı lideri var. Bunların başında Macaristan Başbakanı Orban geliyor. Diğerleri de eskisi gibi temel hak ve özgürlüklere, demokrasiye, insan haklarına önem vermiyor. Örneğin, birkaç gün sonra Scholz’un yerine başbakanlık koltuğuna oturacak Friedrich Merz, Türkiye’de olup bitenlerle ilgili bir açıklama yapma gereği dahi duymadı.

Erdoğan yönetimini 31 yıl önce alınan diplomayı iptal etmeye, somut bir suç oluşmadığı halde rakibini devre dışı bırakmaya cesaretlendiren tam da bu sessizlik.

Avrupa’nın derin sessizliği doğal olarak basında değişik biçimlerde sorgulanıyor. Örneğin Die Zeit gazetesinden Fritz Zimmermann önceki günkü “Onların yanında” başlıklı yazısında şunlara dikkat çekiyor: “Erdoğan bu kez ileri gittiğinin farkına varmalı. Bunun için Avrupa da nihayet kendisini ciddiye almaya başlamalı. Erdoğan açıkça Rus çizgisinde bir demokrasiye geçiş yapmak istiyor ama Türkiye Rusya değil. Doğal kaynakları yok ve yurt dışından gelen yatırımlara bağımlı. Ekonomisi dibe vurmuş, enflasyon hâlâ yüzde 40’larda seyrediyor. Evet, AB’nin Türkiye’ye ihtiyacı var ama Türkiye’nin AB’ye daha çok ihtiyacı var. Denizaltılar için Alman teknolojisine, güneş ve rüzgar enerjisinde Alman şirketlerine muhtaç.” (zeit.de)

Zimmermann’ın sözünü ettiği AB’nin net tutum alması durumunda, Gazeteci Deniz Yücel olayında olduğu gibi, bir sonuç vereceği ise açık. Hatırlanacağı gibi, bizzat Erdoğan tarafından “ajan provokatör” ilan edilen ve 27 Ocak 2017’de hapse atılan Deniz Yücel, Almanya’nın yaptığı baskı sonucunda 28 Şubat 2018’de mahkemeye çıkarılmadan, özel uçakla Almanya’ya gönderilmişti.

Bunda yaptırım tehdidi etkili olmuştu. Nasıl olmasın ki...

Alman Dışişleri Bakanlığının internet sitesinde yer alan son bilgilere göre şu anda 7 bin 700 Alman firması ya Türkiye’de doğrudan yatırımcı ya da Türk firmalarına ortak. Yine Alman şirketlerinin 1980’den bu yana Türkiye’deki toplam yatırım hacmi yaklaşık 14.5 milyar doları buldu. Türkiye’deki Alman firmalarında yüz binlerce işçi çalışıyor.

AB/Almanya-Türkiye ilişkileri bu denli yoğun olduğu halde Avrupa’nın egemen sınıflarının Erdoğan tarafından yapılanlar karşısında sessiz kalmasının nedeni elbette karşılıklı çıkarların zarar görmemesi.

Son gelişmeler, Avrupa’nın Erdoğan’a alıştığını ve onunla sancılı da olsa çalıştığını ve çalışmaya devam etmeyi planladığını gösteriyor. Gerginleşen uluslararası ilişkilerde AB/Almanya, Türkiye ile ilişkileri “hukuk devleti” normları üzerinden germe niyetinde değil. Zira, Erdoğan jeopolitik çıkarlar gibi nedenlerle en fazla ihtiyaç duyulan liderlerden biri haline gelmiş görünüyor. Erdoğan’ın AB ile ilişkileri geliştirmek istediğini söylemesi, Brüksel’de Avrupa’nın güvenliği ve Ukrayna’ya muhtemel asker gönderme planı çerçevesinde bir fırsat olarak görülüyor. Bu nedenle eleştirilerde “ölçü”lü davranılıyor.

EVRENSEL'İNMANŞETİ

Başarmak mümkün

Başarmak mümkün

Alana çıkan milyonlar, ‘Diktayı piyasalar götürür’ liberal kadercilik yanılgısına teslim olmuyor. Elinde piyasa etkilerini kontrol etmeyi sağlayacak araçları olan ve günlerdir kullanılan o araçlar ile ülke halkı, soyan iktidar karşısında kaderini eline alıyor. İktidarın askerileşmiş birikim modelinin devamı için uyguladığı şiddeti de ortaya koyduğu anayasa oyununu da bozacak olan araçlar alandan neşet ediyor.

BİRİNCİSAYFA
SEFERSELVİ
30 Mart 2025 - Sefer Selvi

Evrensel'i Takip Et