19 Mart Tutumları: Emperyalistler kendi çıkarlarının izini sürer…

Çiğnene çiğnene ağızlarda sakız oldu: “Demokrasi olmayan, hukukun işlemediği yere yabancı sermaye gelmez!

Hukuki olmayan önlemler alınma ihtimali çıkarlarını zedeleyebileceği için yabancı yatırımcıların demokratik olmayan ülkelere gitmeyeceği hep tekrarlanageldi.

Bu, kendi güçsüzlüğünü dile getirmek, yabancı sermayeden medet ummak, yabancıları antidemokratik gidişata “dur” demeye çağırmaktı.

Oysa yabancı sermaye demokratik olmayan ülkelerden örneğin Çin’e koşa koşa gitmiş, devasa yatırımlarla Çin’in ayakları üzerine dikilmesine katkıda bulunmuştu. Çin’in ucuz iş gücüyle Çin’de üretilmiş ürünleri Asya pazarına ucuza sunmak tercih nedeniydi. Emperyalistler Çin’in “demokrasi eksiğine” dönüp bakmadı.

Coca Cola Rusya’da yatırım yaparken ülke demokratik mi, değil mi diye düşünmedi.

Suudi Arabistan, BAE, Mısır… her biri krallar ve darbecilerce yönetiliyor, ama ciddi miktarda sermaye ithal ediyorlar. Bizim tekstilciler bile koşup iş gücü ucuz, istikrarlı Mısır’a gitti. Yabancı sermaye Suudilere giderken aklına elçiliklerinde Kaşıkçı’yı öldürmeleri gelmedi.

Yabancı sermaye buralarda el üstünde tutulacağını bilir, özgürce yatırım yapar ve deve yüküyle kâr eder.

Sermaye, demokrasi olsun olmasın, her ortamda iş görür. Üstelik demokratik koşullarda kârlı yatırımlar çok sayıda kişiye rüşvet vermeyi gerektirirken, krallık ya da tek-adam iktidarlarında bir ya da birkaç kişiye rüşvet vermek yeterlidir. Üstelik emperyalist tekellere dayatmada bulunmak olağanüstü zordur, ama tekeller, hele zordaysa iktidarlara her türlü dayatmayı yapma olanağına sahiptir. Sermayenin egemenliği olan kapitalizmde “para”dan büyüğü yoktur!

Sermayenin aradığı demokrasi ya da hukuk değil, istikrardır. Kriz koşullarının ya da sair iktisadi zorlukların kokusunu aldıklarında pılı pırtılarını alıp kaçarlar. Faizler yüksekse “sıcak para” olarak kap-kaça gelir, ham madde ve pazar olanakları genişse ve ekonomi az-çok sorunsuz işliyorsa “tek-adam yönetimi” falan dinlemez gelir, o tek-adamı da parmaklarında oynatırlar!

Yatırım yapıp yapmamalarını belirleyen demokrasi, hukuk vb. değil, çıkarları ve kârlı yatırım olanağı olup olmamasıdır.

*

19 Mart’ın ardından da böyle oldu.

ABD’den tık çıkmadı.

Fidan gittiğinde, basın toplantısında ancak soru sorulduğunda, Dışişleri Sözcüsü “Bakanımız Türkiye’de son dönemdeki tutuklama ve protestolarla ilgili kaygılarını ifade etti” demekle yetindi. Bakansa “kaygılarına”, “Washington’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la birlikte çalışmak istediğini” söyleyerek istikrar vurgusu yaptı: “Bu kadar yakın bir müttefik olan hiçbir ülkenin yönetiminde böyle bir istikrarsızlık görmek istemeyiz” dedi. Dikkat çektiği hukuk değil, “Trump’ın ilk döneminde Erdoğan ile iyi bir çalışma ilişkisi olduğu”ydu. “Suriye ve diğer yerlerde iş birliği yapmak isteriz” dedi. ABD Erdoğan’la çalışmaktan hiç sıkıntı duymuyordu!

İngiltere, 19 Mart’tan hiç söz etmedi. Sanki CHP’nin “kardeş partisi” hükümette değildi İngiltere’de. Starmer’dan küçük bir kınama bile gelmedi. Hele ABD’den dirsek gördüğü Trump’lı günlerde zorda olan ve yeniden AB’ye yakınlaşma politikasına meyleden İngiltere eleştiri bir yana Türkiye’yle ilişkilerini sıkılaştırmanın çarelerini aramaktaydı. On gün sonra Özel’in açık eleştirisi üzerine yuvarlak bir-iki söz ettiler.

Birkaç sosyal demokrat milletvekili ve “laf piyasası” AP Türkiye Raportörü, Erdoğan’ı kınarken, kurumsal olarak Avrupalılardan da bir olumsuz söz duyulmadı.

Oysa eskiden AİHM ne kararlar vermiş, Almanya’da gazetecilik yapan Deniz Yücel tutuklandığında Almanya ve AB nasıl ortalığı ayağa kaldırmıştı! İmamoğlu’nun tutuklanmasından bir gün sonra toplanan AB zirvesinde Ortadoğu, silahlanma bütçesinin artırılması, Ukrayna… gündem oldu, Türkiye’de hukuk ve demokrasinin çiğnenmesi üzerinde durulmaya değer bulunmadı!

Scholz ve AB Komisyonu Başkanı Alman Ursula von der Leyen olanları “endişe verici” olarak değerlendirip “ölçü”nün kaçırılmamasını istemekle yetindi. “Aday üye” bir ülkede Cumhurbaşkanı adayının tutuklanması ve türlü zorbalıklar ölçünün altında olmalıydı! Trump sonrasında AB de Türkiye’yi gözetip, demokrasi ve hukukla ilgilenmiyor.

Emperyalizm böyle bir şey!

EVRENSEL'İNMANŞETİ

Boykota karşı ‘pilli’ irade
Vergi ödemiyorlar, teşviklerle Hazineyi yağmalıyorlar, boykota gelince ‘yerli milli’ oluyorlar

Boykota karşı ‘pilli’ irade

Ekonomik ve siyasal baskılara ve yüzlerce gencin tutuklanmasına karşı ortaya çıkan boykot eğilimini, ‘yerli milli ekonomiye sabotaj’ söylemiyle tehdit eden korodaki sermaye temsilcilerinin şirketleri ya hiç vergi ödemiyor ya da olağanüstü indirimlerden yararlanıyor. Üstelik kamu kaynaklarını yüksek teşvikler ve başka imtiyazlarla sömürüyorlar. Hazineyi kendi ‘pilleri’ gibi kullanıyorlar.

BİRİNCİSAYFA
SEFERSELVİ
3 Nisan 2025 - Sefer Selvi

Evrensel'i Takip Et