Hak mücadelesi suç olmaktan çıkar mı?

Fotoğraf: Birkan Bulut/Evrensel
İnsan hakları zorlu bir kavram, yanlış anlamalar, yanlış tanımlamalar içinde kimi zaman “Kahrolsun insan hakları” sloganlarına dahi mazhar olmuş, kimi zaman “küçük burjuva sapma” diye küçümsenmiş. Bir yarım yüzyıl geçmiştir ilk insan hakları tartışmalarımın üzerinden. Hak savunuculuğundan aldığım ilk ceza ondan da eski, suç laubalilik diye isnat edilse de sınıf arkadaşıma yönelttiği cinsiyetçi hakarete bağırarak karşılık verdiğim sevgili öğretmenimden, “Sen onun avukatı mısın?” azarının ardından disipline verilme gerekçem. Mezuniyetimde hediye ettiği yüzük de özrü. İşte böyle ikilemlerle okumuştum adıyla sanıyla insan hakları üzerine. Çocukluğumdan eve taşıdıklarımdan, Milli Eğitim Bakanlığı İngiliz Klasiklerinin 61. sayısı, Thomas Paine’in “İnsan Hakları” başlıklı kitabı 1954 yılı basımı. Babamın muhtemelen askerliğini yaparken Erzurum’da 1955 yılında aldığı ve kapağın içine not düştüğü sararmış bu kitabı kitaplıktan alıp merakla okumuştum, bugün yeniden aldım elime.
O zamanlar insan haklarının ne denli sınıfsal boyutta bir mücadelenin sonucu olduğunu kavradığımı sanmam. Paine tam da Fransız Burjuva Devrimi sırasında Paris’te iken ve henüz kitabı kaleme almadan önce arkadaşına “Monarşi hükümetlerinin saçmalığını görüyor musunuz? Bir tek adamın çılgınlığı yüzünden bütün bir milletin rahatı kaçacak” der söylentiye göre. Burke’in “Fransız Devrimi Üzerine Yansımalar” kitabına eleştiridir yazdıkları. Aklın neden olduğu mutlak doğrucu yaklaşımı eleştirir Burke. Bir yandan monarşiyi savunurken diğer yandan hakların araçsallaştırılmasını eleştirir. Paine ise la Fayette’ten bir alıntıyla “Bir milletin hürriyeti sevmesi için onu bilmesi yeter; hür olması için de hür olmağa azmetmesi kafidir” diyerek ve monarşinin sömürüsünü durduracak kanunlara atıfla burjuvazinin toplumsal sözleşmeyi oluşturma sürecini özetliyor. İkinci Paylaşım Savaşı ardından gündeme gelen hak kavramı ise burjuvazi ve işçi sınıfı çelişkisinin ilk yansımaları olarak çıkıyor karşımıza. Kapitalizmin izin verdiği kadar ancak sık sık sınırlarına dayanan, aştıkça suçlanan bir hak mücadelesi.
Neoliberal kapitalist ekonominin ihtiyaç duyduğu ise Burke’ten ilhamla hakların araçsallaştırılması, Gramsci’nin deyişiyle özgürlüklerimizi rıza üretimi ile teslim alan, arzularımızı dizginlemeden haklarımızı gasbeden hakikat bükücülük. Bu sınıfsal çatışmalar arasında hak mücadelesi her zaman suçlu. Toplumun sınıf ötesi ayrımlarla birbirine düşman edildiği, düşmana hak ihlalinin reva görüldüğü zamanlar.
İnsan hakları kavramının yeniden toplumsallaştırılabildiği bir zaman kırılması olabilir mi 19 Mart, defalarca karşılaşılan bir hak gasbı Türkiye nüfusunun beşte birinin yaşadığı İstanbul’da yaşanınca, bakalım. Gençler üniversitelerinden barikatları yıkarak yürüdüler, uzun zamandır yükselen polis şiddetiyle bir kısmı ilk kez karşılaştı. Sokaklara taşan işkenceyle tanıştılar ama hepimizi umutla yenileyen bir kararlılıkla sürdürdüler hak taleplerini. Özgürlüklerini istiyorlardı yeniden. Hapsedildi yüzlercesi. Ardından konuşulanlar düşündürmeli hepimizi, hak mücadelesi, özgürlük talebi yeniden sınıfsal kimliğini güçlendirirken.
Hapsedilen “pırıl pırıl üniversiteli gençler”, “Gençlere işkence yapıldı, bunlar terörist mi?”, sıfatlarıyla yapılan konuşmalar özgürlüğünden alıkonulma gerekçelerinin doğru zeminde tartışılmasına, işkencenin hiç kimseye yapılamayacak mutlak yasak insanlığa karşı suçlardan olduğunun fark edilmesine doğru bir seyir izledi sınırlı ve yavaş da olsa. Ailelerin bir araya gelip kurduğu dil insan haklarını yeniden toplumsallaştıracak bir adım olabilir ‘80’ler Türkiye’sinde cuntanın zulmüne direnen ve bugün hâlâ kayıplarının izini süren ailelerin açtığı yoldan. Hapishaneler uzun zamandır hiç olmadığı kadar gündemimizde. Sağlığa erişim ihlallerinden işkenceye varan uygulamalara yıllardır topluma duyurulamayanlar tam da orta yerine oturdu gündelik hayatımızın. Bayram sofralarından vazgeçtik, uzun zamandır dayatılan tüketim ekonomisini durdurmanın yollarını arar olduk el birliği ile. İnsan hakları kavramının sınıfsal niteliğini bu çağda yeniden tanımlamaya ihtiyaç var, öyle görünüyor.




Evrensel'i Takip Et