Gençler geleceği görüyor ve değiştirmek istiyor

Fotoğraf: Nisa Sude Demirel/Evrensel
Türkiye kapitalizmi kurumsal olarak çete yapılanmaları ve zorbalıktan destek alagelmiştir. Bütün gücüyle gençlerin ve geleceğin üzerine çökmeye çalışmaktadır. Gençler geleceği okuyabiliyorlar. Salt kendi geleceklerinden endişe etmiyorlar; geleceğin yok olacağını görüyor ve buna tepki gösteriyorlar. Bu yüzden farklılıklarına rağmen omuz omuza direnişteler.
İktidar sahipleri, gençliğin uyarılarını dikkate almak yerine, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbelerinde söylendiği gibi, “Gençlerin kandırıldığı ve yeniden kazanılacağı” söylemiyle suçlama yoluna gidiyor. Konunun öznesi olan gençler tartışmanın dışında tutuluyor.
Gençlerin toplumsal değişim isteğine karşı güç kullanılıyor. Ama o gençler değişimin sorumluluğunun da kendi üzerlerinde olduğunun bilincindeler. Bunun için geçmişten gelen kazanımlarını savunmak ve geleceğe yönelik ellerinden alınmış hak ve özgürlüklerini yeniden kazanabilmek için sözlerini sokağa çıkarıyorlar. Bu sözler sadece kendilerini değil, toplumun genelini ilgilendiren alanlardadır. Toplumsal gerçekliliklerdir. Hukuk, iktisat, temel bilimler, teknik ve teknolojik bütün evrensel konularda, ilgili ve bilgili gençlerimizin söz söylemesinden ve bunu gösteriye dönüştürmesinden daha değerli ne olabilir?
Bu noktada biz sadece kendi siyasal sistemimiz içerisinde kalarak tartışırsak da sorunu eksik görmüş oluruz. Gençliğin itiraz ettiği sorunlar ve genel işleyiş dünya ölçeğindedir. Dolayısıyla öyle irdelenmelidir. Başta gençler olmak üzere toplumun her kesimi, artık evrensel nitelikte olan bu sorunları daha iyi görüyorlar. Bunun bir ‘dünya düzenine itiraz’a dönüşme eğilimi vardır.
Üretim süreçlerinden başlayarak, tüketim alışkanlıklarının dayatmasına kadar her türlü alanda geleceği gören ve örgütlemek isteyen toplumun en aktif kesimi gençliktir. Öncelikli olarak hak ve özgürlüklerine kısıtlama getirilmeden, “özerk demokratik üniversite” işleyişi çerçevesinde kampüslerde ve her türlü alanlarda sözlerini söylemeleri haklarıdır. Eylem becerisini ve yaratıcılığını sürdüren gençlerin sözü, bırakın şiddet ve baskıyla engellenmeyi, gereksiz tartışmalara bile boğulmadan dikkate alınmalıdır.
Kapitalizmin hız ve yarış politikaları içerisinde yıllardır boğuşan ve yaşama tutunmaya çalışan bu topluluklar artık birbirleriyle yarışmak istemiyorlar. Dayanışma ile bu kıskaçtan kurtulma mücadelesindeler. Günlük politikalardan sıyrılmak ve geleceğini kurmak isteyen evrensel bir gençlik var. Bu gençlik başta aile olmak üzere her toplumsal birimde diktatörlüğe karşı oldukları gibi, tüm otoritelere karşı da mücadele içindeler.
Karşılarında ise kontrolden çıkmış bir baskı ve şiddet var. Anayasa’ya aykırılığı net olan uygulamalarla peşinen cezalandırılıyorlar. Mahkeme salonlarında yargı kuralları değil yürütme talimatları uygulanıyor. Bu haksızlığa karşı çıkan avukatlar da şiddet uygulanarak devre dışı bırakılmak isteniyor.
Herkesçe bilinen ve gözlemlenen bu durum karşısında gerçekçi tutum dayanışmadır. Toplumsal çatışmalardan çıkarcı bir rol kesmek isteyenlere verilecek en iyi yanıt; toplumsal dayanışma ile geleceği örgütleyen gençlerin direnişine dayanışma göstermektir.
İşsizlik, yoksulluk, yoksunluk, açlık ve sefalete sürüklenen toplum ve onun gençliği, bastırıldığı kenarlardan dışarı uğruyor. Ayrıca gençlerin istek ve gelecek beklentileri farklılıklar içermekle birlikte çok temel bir ortaklığa sahip: Bu baskıcı, otoriter sistemin değişmediği koşullarda bir geleceklerinin olmadığını biliyorlar. Bunu anlayacak kapasite ve bilgi birikimleri var. “Gençler gelecekten kuşku duyuyor, gelecekten umutsuz” sözleri artık anlamsız kalmıştır. Gençlik geleceği görüyor ve onu değiştirmek istiyor.
Evrensel'i Takip Et