2025 Mart protestoları; dayanaklar, hedef ve sorunlar-II

Fotoğraf:Evrensel

Mart protestoları her ne kadar E. İmamoğlu’nun diplomasının iptali ve yolsuzlukla suçlanarak cezaevine atılmasına karşı Özgür Özel yönetiminin çağrılarıyla başladıysa da işsizlik, yoksulluk, yüksek enflasyon ve devam eden pahalılık, siyasal baskıda yoğunlaşma, yasakların sınırlarının durmaksızın genişletilmesi, sömürülen ve ezilenlerin yararını gözeten söz-basın-yayın ve örgütlenme alanındaki girişimlerin baltalanmaya devam edilmesi, üniversitelerin kışla tipi yönetime alınması ve eğitim sisteminin dincileştirilmesi yönünde süreklilik gösteren düzenlemeler, söz konusu çağrının kitlesel destek bulmasını sağladı. Seçim aracıyla başarılamayanı yargı mekanizması aracıyla başarmak üzere başlatılan soruşturmalar, tutulan “gizli tanıklar”, suçlayıcı propaganda, polis saldırısı ve kitlesel gözaltılar tepkilerin daha da artmasına yol açtı. Ancak iktidardakilerin taviz vermemeye mahkumiyetlerine karşılık CHP yönetimi de kitlesel protestoları nereye kadar sürdürebilir olabileceği sorunuyla karşı karşıyaydı. CHP, hazır olmadığı ve beklemediği gibi genel hattına uygun da düşmeyen bir fiili durum ve ‘sorumluluk’la yüz yüze kalmıştı. Uluslararası, bölgesel gelişmelerle ülkedeki olaylar ve güçler ilişkisi bu protestoların ancak bir süre daha sürdürülebilir olmasına olanak tanımaktaydı. İşçi sınıfının saflarında özellikle küçük ve örgütsüz iş yerlerinde ücret, çalışma koşulları ve sendikal örgütlenme sorunları etrafında süren mücadele büyüme eğilimi göstermekle birlikte sendikal ve siyasal meşruiyet gibi, toplumsal yaşamda hayli güçlü bir alışkanlık ve yaklaşımın etkisi, aksi yönde işlevliydi. Sendika konfederasyonlarının en büyükleri tekelci tek adam iktidarının yedeğinde bir tutum içindeydiler. Devrimci örgütler ve sosyalist parti, yığınsal muhalefet çizgisinde bir direnişi koordine edebilecek durumda değillerdi.

Dokuz günlük bayram tatili -iktidarın politik taktik kurnazlığının ne denli etkili olduğu bir yana bırakılırsa- açmazla karşı karşıya bulunan taraflara yine fiili olarak bir “çözüm olanağı” sundu. CHP’nin Maltepe’deki “İmamoğlu’na özgürlük mitingi” de bu yönde bir adım oldu. Protestoların kitlesel ve yaygın şekilde sürdürülmesi-denebilirse şimdilik artık bir tür ara durum ve mesafede bulunuyor. Bu, beklenmeyecek bir durum olarak da görülemez. Kimilerinin toplumsal muhalefet olarak tanımlayıp bir kalkışma potansiyelinde gösterdiği örgütlü birleşik mücadelenin daha etkin tarzda sürdürülebilir olması için yukarıdan beri işaret edilen zaaf ve eksikliklerle bölünmüşlük durumlarının aşılmasına yönelik çabaların daha fazla karşılık bulması gerekir. İşçi sınıfının ve diğer emekçilerin 15-16 Haziran direnişinden ‘89 eylemlerine, ‘90 genel eyleminden Zonguldak direnişine, ‘95-96 protestolarından 2013 Büyük Haziran direnişine, kendi hareketi ve önceli kuşakların mücadele deneyiminden sonuçlar çıkararak ilerlemesi gerekir. Mart 2025 protestolarını öncekilerle, özellikle de “Gezi direnişi” ile kıyaslayarak cumhuriyet tarihinin en büyük-en ileri eylemi olarak niteleyenler hareketin karakteristik özelliklerini, katılımcı kitlenin istemlerini, yönlendirici partinin politikasını ve gösterdiği hedefi ya görememektedirler ya da anlayamamışlardır. 2025 Mart protestolarını değerlendirenlerden bazısı da bu protestoların hedefine dair kendi beklentileriyle “İmamoğlu’nun hakkı” merkezli muhalefet arasındaki farklılığı bulanıklaştıran bir anlayışı sergiledi. Oysa bir burjuva demokratının “cumhuriyetin demokrasiyle taçlanması”ndan söz etmesinde sakınca olmaz. Burjuva demokrasisi, o her ne kadar tekellerin egemenliği döneminde iyice biçimselleştirilmiş olsa ve içinde bulunduğumuz dönemde de hemen tüm ülkelerde gericiliğin yoğunlaştırılması yönünde büyük adımlar atılmış olsa da siyasal demokratik özgürlüklerin yürürlükte olmasına yönelik mücadelenin başarıya ulaşmasından emekçiler de yararlanacaktır. Ancak bir Marksist ile bir burjuva demokratı arasında, bu alandaki başlıca fark, sömürülen sınıfa ve ezilenlere, baskı-yasak ve saldırı zincirini aşma ile sömürüden kurtuluş arasındaki bağın nasıl ve nereden geçtiğini gösterebilmektir.

Yaşanan kitlesel gösteriler, saldırılara karşın bir haftayı aşkın süreklilik gösterdi ve boyun eğmeyen bir hatta gelişti. Daha kitleseli, daha örgütlüsü, daha etkili ve sonuç alıcısı, iktidar güçlerini püskürtecek güçte olanı mümkündü. Kazanım buydu. Bunu gösterdi.

Evrensel'i Takip Et