4 Nisan 2025

Tüketimden gelen güç ezilenlerin meşru hakkıdır ama…

Saraçhane’deki eylemlerden sonra okul boykotu ilan eden öğrencilerin kararını, yandaş ve ayrıcalıklı firmaların ürünlerini satın almamaya kadar genişleterek el yükselten Özgür Özel’in çağrısı epey ilgi gördü. Boykot 2 Nisan’da hiçbir alışveriş yapmama noktasına kadar ilerledi.

Böylece tüketimden gelen gücün kullanılmasıyla gündelik hayat ihtiyaçlarından beslenen piyasa üzerinde toplumun görünür, protest eli belirli bir kontrol sağlayarak iktidara mesaj verecekti. Serbest piyasa denen şey Türkiye’de muazzam bir devlet desteği, kontrolü, yaptırımları, özel ayrıcalıklar sunumuyla hareket eder. Bu açık gerçek herkesin malumudur.

Hayatı boyunca basın yayın organlarına boykot ilan eden, örneğin Doğan Grubunun elindeki medya gücünü devlet bankası eliyle bir başkasına satın aldıran, kimi şirketlere el koyan, ihale sistemini yandaş kayırmacılığı esasına göre düzenleyen, hukuki formaliteleri ilkel sermaye birikimini kolaylaştıracak biçimde esneten iktidarın, pazar paylarının bölüşümü üzerindeki etkisi de büyüktür. Yani serbest piyasa görünmez elle düzenlenmez, üzerinde iktidarın gölgesi daima yerleşiktir.

İmamoğlu’nun diplomasının, son zamanlardaki moda deyimle cancellanıp (iptal edilip) mal varlığının bloke edilmesi siyasal cezalandırma biçimine dönüşen el koyma pratiğinin devamı oldu. İktidar göz göre göre rakip cumhurbaşkanı adayına seçim boykotu yapmaya kalkıştı. Ama 2 Nisan boykotuna katılanlar ve çağrı yapanlar tehdit edildi. Oysa Erdoğan’ın vaktiyle yaptığı boykot çağrılarının videoları da muhalif televizyonlarda dönüp duruyor.

İktidara gelişinin üzerinden geçen 22 yıl içinde hâlâ mağduriyet söylemini kullanan, dinci muhafazakar damarın cumhuriyet tarihi boyunca birikmiş hınçlarını bire bin katarak kullanan AKP iktidarının kurmayları, daimi ve hayali bir mağduriyet hikayesi yazdılar. İktidar partisi için boykot hem bu hıncın dışa vurumuydu hem de gerçekten iktidar olmak için tırmanılması gereken zirveye epey yol olduğuna işaret eden bir eylem biçimi. Zirve sermaye sınıflarının mutlak onayının, emekçi sınıfların mutlak sessizliğinin garanti altına alındığı yerdi. Bu zirveye tırmanıncaya kadar Saray iktidarı tarafından, milli birlik ve beraberliğin tehdit altında olduğu iddia edilerek boykot, el koyma, rehin alma, cezalandırma, şiddet ve zulüm gibi bir dizi yöntem denendi, deneniyor. Ana muhalefetin elindeki İBB’nin başkanıyla uğraşmak eldeki yegane hikayenin gelişme bölümü oldu. Giriş bölümü, merkezi iktidarın ana muhalefetin ve Kürtlerin seçtiği belediyelere muhalefet etmek için bin dereden su getirmesiydi.

Saray iktidarının boykotları sadece sermaye fraksiyonlarını ve rakip partiyi terbiye etmeye yönelik değildir. Halk yıllardır bizzat kendisinin boykot edildiği bir siyasi pratikle karşı karşıya. Yoksulluk sınırının altındaki ücretlerle yaşamaya zorlanan, tüketim imkanları kısıldıkça kısılan emekçiler iktisadi refahtan çoktan sürgün edildiler. Yoksullar tüketimden gelen güçlerini kullanamayacak kadar pazarın dışına sürüldüler. Pahalı mal satan marketleri boykot etme çağrısı yapan Erdoğan zaten zorunlu boykottaki halkı statükoya boyun eğmeye zorlamaktan başka bir şey yapmadı.

2 Nisan boykotuna gelince. Bu boykot halk kesimlerinin uyguladığı ilk eylem değildir. Hindistan’da sömürgeciliğe karşı mücadeleden, İtalya’daki yaygın grevler zamanına, 1968 eylemlerine dek toplumun geniş kesimlerini harekete geçiren direnişleri güçlendirmek için başvurulan çoklu mücadelelerin içinde yer aldı. Kimi yerde ulusal kaynakların emperyalistler tarafından yağmalanmasına son vermek için kurtuluş mücadelesinin kaldıracı olarak kullanıldı, kimi yerde halka karşı vaziyet alan sermaye sınıfını cezalandırmaya yönelikti.

2 Nisan boykotu bu geleneksel eğilimin devamında yer alır. Ne var ki geçmiş mücadelelerin içinde güçlü bir unsur olarak ortaya çıkan işçi sınıfı, Saraçhane’de de, benzetildiği Gezi’de de aktif rol oynamadı. İşçilerin üretimden gelen gücünü kullanamadığı bir zeminde, hareketin öncüleri olarak beliren ara sınıfların, beyaz yakalıların, öğrencilerin yer aldığı, iş-okul sonrasında düzenlenen gece eylemleri ile tüketim boykotu değişim mücadelesinin sınırlarını ister istemez geriye çekecektir.

Boykot iktidara bir çeki düzen vermek isteyen halkın meşru ve anayasal bir hakkıdır. İktidar ise 2 Nisan boykotunun yayılmasından doğal olarak ürkmüştür. Ellerindeki boş D&R poşetleriyle espresso lab’da kuyruğa girme, boş bardaktan kahve içme ritüeli yapan bürokratlar ve bir kısım gönüllü tayfası bir günlük eylemin yaratacağı mali çöküntüden çok büyümesinden endişe duydular. Boykot edilen yandaş firmalara desteklerini görünür kılmaya çalışırken biraz da komik duruma düştüler. Ezilenlerin Saraçhane’deki dövizlere de yansıyan mizahının kapsama alanının ne kadar geniş olduğunu bir kez daha teyit etmiş oldular.

Boykot çağrısı yapanlara soruşturma açılması baskı ve sindirme muamelesinin devam edeceğinin göstergesi. Buna karşı halkın en etkili kalkanı şimdi beyaz yakalılarla mavi yakalıların bir araya gelmesinin yollarını aramak olacaktır. Değişimin güvencesi üretimden gelen güç ile tüketimden gelen gücün ortak eyleyişindedir. 

EVRENSEL'İNMANŞETİ

'Aklı' sermayeye, eli cebimize

'Aklı' sermayeye, eli cebimize

Türkiye’de “akılcı, rasyonel ekonomi” adı altında uygulanan Erdoğan-Şimşek programı, sermayeyi ihya etti, enflasyon ve düşük ücret zamlarıyla emeği her geçen gün daha fazla ezdi. Programla enflasyon, 670 gün sonra ancak devraldığı yüzde 38 noktasına geldi. Emekçilerin gelirleri günden güne erirken, kaynak yüksek faizle sermayeye aktı.

BİRİNCİSAYFA
SEFERSELVİ
Boykot çağrısı yapan 11 kişi gözaltına alındı.

Evrensel'i Takip Et