5 Nisan 2025

Saraçhane’nin kapsadığı

Onca baskıya, yasağa rağmen direnişlerin, mücadelelerin eksik olmadığı bir zamandan geçiyoruz.

İktidarın hemen her toplumsal sınıfı ve katmanı parça parça çitleyerek sürdürdüğü yağma siyaseti hiçbir yerde karşılıksız kalmadı. Fabrikalardan köylere, okullardan sokaklara kadar canı yananın kendi küçük direniş barikatını kurduğu, kah kazanımla kah kaybederek geri çekildiği dinamik bir sosyal tabloyla baş etmek için her zaman güvenlik kuvvetlerini hızlıca harekete geçiren Saray yönetiminin 2013’ten bu yana karşılaştığı ilk büyük kitlesel karşı koyuş; Saraçhane ve sonrasında yaşandı, yaşanıyor. Ülkenin birçok kentine ve ara sokaklara kadar yayılan Saraçhane eylemleri, ezilenlerin çoğu kez tanımladığı gibi, haysiyet mücadelesinin kitlesel ve yaygın bir boyuta yükseldiği cüretkar bir meydan okumadır. 

Kitle hareketini tetikleyen, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun önce usulsüz bir biçimde diplomasının feshi hemen ardından tutuklanmasıydı. Son yerel seçimlerden bu yana görülmemiş bir hızla birçok belediyeye kayyım atayarak hem halkın seçme seçilme hakkını ilga eden hem de belediyelerin birikimine göz koyan Saray rejimi muhtemelen halkın kendiliğinden patlayışını beklemiyordu. Çünkü Gezi cezalandırmalarının yıllar sonra bile Demokles’in Kılıcı gibi başının üstünde tutulduğu, arada bir iç savaşla tehdit edilen halkın böylesi büyük bir eyleme cüret edemeyecek kadar dirayetsiz olacağı sanılıyordu.

Ancak Saraçhane’ye gelene kadar toplumsal kesimlerin biriktirdiği yük taşınamayacak kadar artmıştır. Harekete ilk geçen öğrencilerin iş ve gelecek güvencesizliği; ağırlaşan geçim koşullarını iki kat çalışarak çözmeye çalışan ailelerinin olağanüstü fedakarlığıyla bile aşınmayan, tersine artan kaygıları, zar zor elde edilmiş diplomaların bile hükmünün kalmayabileceğinin görülmesi üniversiteleri meydana taşıyan en önemli etken oldu.

İmamoğlu’nun şahsında yükselen itirazın nesnel içeriği sadece siyasal değil aynı zamanda iktisadidir de. ENAG’a göre yüzde 75’in üzerinde seyreden enflasyonu kırparak yarısına düşüren TÜİK’in verilerine dayanarak en alt seviyede artırılarak ödenen ücretler yoksulluk sınırının altında yaşayan kitlenin nüfusunu artırdıkça, yaşam koşullarının belirsizleşmesine yönelik birikmiş tepki siyasal ayrışmaların sınırlarını da aşarak eylemin kapsama alanına girdi.

Ek işler yaparak, fazla mesaiye kalarak günlük geçim derdini çözmeye çalışan milyonlarca insanın iş kaybetme korkusu bakiyken iktidarın ayrıcalık bahşettiği sermaye kesimlerine yağan destekler, vergi indirimleri ve çevre çeperinde parti kartına sahip olmak şartıyla palazlanan tescilli ara katmanların lüks gösterileri alt sınıflardaki oy verme davranışlarını bile istikrarsızlaştırdı. Dolayısıyla Saraçhane kitlesi gerçekte oraya hiç gitmeyenlerin bile protest sesine tercüman olabildi. Din ve maneviyat aşılayarak böl yönet taktiğinin tutmadığı anket sonuçlarından da bellidir.

Bugün çalışabilir yaştaki nüfusun işsizlik oranı yüzde 25’ten fazladır. Gıdaya erişim imkanı savaş dönemlerine benzer bir şekilde giderek zorlaşıyor. Barınma, ulaşım ve diğer temel ihtiyaçların yol açtığı toplumsal stres arttıkça artıyor. Bu arada sürekli zamlar ve sinekten yağ çıkarmak üzere artırılan vergiler, hiç yoktan uydurulan ödeme kalemleri emekçilerin belini bükmeye devam ediyor. Ekonominin başına atanan kayyımın adıyla anılan Şimşek programının esası olan ‘Halktan al zengine ver’ politikasıyla kitlesel soygunlar pervasızlaşıyor. Önceki yıl bu siyasete verilen şatafatlı ismiyle orta vadeli program (OVP) emekçilerin kazanılmış haklarından kalanı da tasfiye etmeye yöneldi.

Esnek ve sözleşmeli çalışma, performans kriteri, taşeronlaştırma yeni bir icat olmasa da OVP’nin tamamlamak üzere hedefine aldığı iş düzenlemesi içinde yer alıyor. Güvencesizliğe yasa maddeleri kılıfı da geçirilerek en küçük bir itirazda bulunan işçinin hırsızlık, uyumsuzluk veya ahlaksızlıkla yaftalanarak işini kaybetmesi için bir dizi mekanizma harekete geçirilmiş bulunuyor. Emekçinin bugününü ve geleceğini ipotek altına alan, kıdem tazminatına göz diken Saray iktidarının atanmış ekonomistleri, daha nereden ne koparacaklarının hesabını yaparken bir ‘aç millet’ tablosu ortaya çıkardılar.

Sağlık ve eğitimin lüks bir hizmet haline geldiği, yoksulların çocuklarına eğitimi gereksizleştiren MESEM’lerin kurularak okullaşma oranının düşürülmesi de iktidarın alametifarikasındadır. Sağlık emekçilerini ‘Giderlerse gitsinler’ diyerek ülkeden kovan Erdoğan rejiminde aşırı yorgun, aç ve geleceksiz bir toplum yaratıldı. Buna rağmen hakkın rahmetine kavuşuncaya kadar tahtta kalmak isteyen Cumhurbaşkanı bunca yaşamsal sorunun maneviyat enjeksiyonuyla, yetmediğinde sopayla ve baskıyla oy alabileceğini hâlâ umuyor.

Meydanlar ve şalterler

Saraçhane halkın sorunlarının ancak bir kısmının dile döküldüğü yerdir ama arkasındaki devasa birikim; emekçileri canından bezdiren yaşamsal kuşatmanın o anda en bariz, en meşru talebin arkasındaki varlığı orada yükselen değişim çığlığında vardır. İktidara karşı, güncel ve en güçlü alternatifin arkasında saf tutmuştur.

İktisadi mücadeleyle demokrasi mücadelesi eş zamanlı olarak her zaman aynı meydanda buluşmayabilir. İşçi sınıfı ile ara sınıfların eylem mekanları, öncelikli talepleri, eğilimleri, kaygıları, aktüel hedefleri tarihsel koşulları farklı olabilir. Bununla birlikte ortak alanda birleşememiş; bir yanda tüketimden gelen gücünü kullanmak isteyen diğer yanda üretimden gelen gücünden emin kesimleri birbirine bağlayan ortak sorunların kaynağının aynı duygudaşlığı yaratmayacağından kimse emin olamaz.

2 Nisan’daki ve sonrasındaki kısmi boykot ilanlarından bu kadar tedirgin olan iktidarın en korktuğu da budur. Çünkü devleti bir şirket gibi yöneten Saray iktidarı için bütün halk, onun düşük ücretli, aza kanaat getiren işçisidir. Öyle kalması için de elinden ne gelirse yaptığı deneyimle malumdur. Neden mi? Daha fazla kâr elde etmek, daha fazla mal, arazi, memleket varlığı satabilmek arkasındaki sermaye fraksiyonunu daima memnun edebilmek için.

Ama görülüyor ki su; demokrasi, barış ve refah için kaynağından çağlamaya başlamıştır.

EVRENSEL'İNMANŞETİ

'Aklı' sermayeye, eli cebimize

'Aklı' sermayeye, eli cebimize

Türkiye’de “akılcı, rasyonel ekonomi” adı altında uygulanan Erdoğan-Şimşek programı, sermayeyi ihya etti, enflasyon ve düşük ücret zamlarıyla emeği her geçen gün daha fazla ezdi. Programla enflasyon, 670 gün sonra ancak devraldığı yüzde 38 noktasına geldi. Emekçilerin gelirleri günden güne erirken, kaynak yüksek faizle sermayeye aktı.

BİRİNCİSAYFA
SEFERSELVİ
5 Nisan 2025 - Sefer Selvi

Evrensel'i Takip Et