6 Nisan 2025

Kimler için genel grev?

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından başlayan protesto gösterileri birçok üniversitede boykota dönüştü. Halkın taleplerini ve demokratik tepkisini yok sayan medya kuruluşları ve ortağı olduğu şirketler üzerinden başlayan tüketici boykotu etkili oldu.

2 Nisan’da bir günlük alışveriş yapmama çağrısı oldukça güçlü ses getirdi. İktidar o kadar tedirgin oldu ki alışveriş yapmama ve tüketmeme çağrısına tehditlerle cevap verdi. 2 Nisan gecesi ve 3 Nisan’da aralarında oyuncuların da bulunduğu birçok kişi boykot çağrısı yaptığı gerekçesiyle gözaltına alındı, adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı.

Saraçhane eylemlerinde boykot ve genel grev çağrısı on binlerce kişide karşılık buldu, sloganlarla desteklendi. Birçok siyasi parti, bağımsız sendika ve işçi de yüksek sesle genel grev çağrısını yinelemeye devam ediyor. Ancak sendika konfederasyonları başını kuma gömmüş, kulaklarını kapatmış, hiçbir şey duymuyor, görmüyor.

İşçi hakları ve ücretler geriliyor

Sendikalar kör, sağır ve dilsiz ama 23 yıllık AKP iktidarı döneminde işçi ücretleri reel olarak eridi. 2002 yılında asgari ücret 184 TL, çeyrek altın ise 27 TL idi. Asgari ücretle 7 çeyrek altın alınabiliyordu. Şu anda ise asgari ücret 22 bin 104 TL, çeyrek altın 6 bin 400 TL. Asgari ücretle ancak 3.5 çeyrek altın alınabiliyor. Temel gıda ürünlerinde de durum farklı değil. Türkiye’de asgari ücretli bir işçi 6 saat çalışarak bir kilogram et alabilirken, İrlanda’da bu süre 0.7 saat, savaş halindeki Ukrayna’da 1.5 saat, Romanya’da 1.9 saat.

Gayrisafi yurt içi hasıladan iş gücünün aldığı pay parlamenter sistemden tek adam rejimine geçildiği 2019’da yüzde 31.37 iken, 2022 yılında 26.5’e geriledi.

Türkiye her yıl sözüm ona büyümesine rağmen, işçi ve emekçiler büyümeden pay alamadığı gibi, ucube başkanlık sistemi sonrası gelir dağılımı daha da bozuldu. İşçilerin, emeğiyle geçinenlerin, emeklilerin milli gelirden aldığı pay azaldı. Sendikalı işçi oranı 2002 yılında yüzde 50’nin üzerindeyken, bugün yüzde 14.97. Toplu iş sözleşmesinden yararlanma oranı düşük olduğu gibi, birkaç sendikayı dışta tutarsak işçilerin sürece dahil olmadığı, karar mekanizmalarında yer almadığı bir toplu pazarlık düzeni oluşturulmuş durumda.

Bu süreçte neredeyse etkili her grev erteleme adı altında yasaklandı.

Otoriterizm sömürü ilişkisi

Demokrasinin ve hukukun olmadığı, hukukun sadece siyasal amaçlar için sopa olarak kullanıldığı, operasyon aracına dönüştürüldüğü bir ülkede işçi haklarının gelişmesi, işçilerin refahının artması mümkün değil. Elbette demokrasiler tek başına işçiler için cennet vadetmezler. Ancak kapitalizmin otoriter bir rejimle birlikte varlığını sürdürmesi halinde baskı ve sömürünün arttığı, iş cinayetlerinin sıradan bir vaka haline geldiği, insan onuruna yakışmayacak çalışma şartlarının hakim olduğu da tarihsel olarak doğrulanmıştır.

Otoriter rejimler hayatı durduran eylemlerle dizginlenebilir. Emeğin haklarının gelişmesi ve ülkenin demokratikleşmesi için tarihsel olarak doğrulanmış en önemli mücadele aracı üretimden gelen gücün kullanılmasıdır, genel grevdir. Tüketici boykotunun dahi iktidarı paniklettiği ortadayken genel grevin iktidarı sarsacağı tartışılamaz. Yakın dönemde Mısır, Sri Lanka ve Brezilya işçi sınıfı da başarılı genel grevlerle baskıcı iktidarları sarsmıştır.

Anayasa yasaklamıyor

Üstelik genel grev anayasal bir haktır. 12 Eylül Anayasası’nın genel grevi doğrudan yasaklayan düzenlemesi 2010 yılında yapılan anayasa değişikliği ile yürürlükten kaldırılmıştır. Her ne kadar yasalarda genel grevin nasıl düzenleneceğine ilişkin bir prosedür yer almasa da anayasa değişikliği dikkate alındığında genel grevin hukuki bir hak olduğu açıktır. Kaldı ki Anayasa’da yasaklanmış olduğu dönemde dahi 3 Ocak 1991’de 12 Eylül sonrasının ilk genel grevi yapılabilmiştir.

Elbette genel grev kendiliğinden, örgütsüz gerçekleşemez. İşçilerin mücadele isteği ve azmi, tabandan sendikalara yapılan baskı nasıl 3 Ocak 1991’de Türk-İş’i genel eylem adı altında bir günlük genel grev kararı almak zorunda bıraktıysa bugün de benzeri gerçekleşebilir.

İşçi sınıfı ve emekçiler şu veya bu parti istediği için değil kendileri için bu yola girdiğinde; sendikaları zorlayarak, alternatif örgütlenmeler eşliğinde hayatı durdurduğunda, karanlığa ve geleceksizliğe son vermenin en önemli adımı atılmış olacaktır.

Evrensel'i Takip Et