5 maddede 19 Mart’ın ekonomik etkileri | Pazartesi nasıl bir Türkiye’ye uyanacağız?

Fotoğraf: AA
19 Mart operasyonu sonrası ekonomide yaşanan şok, bayram tatilini uzatma yoluyla soğutulmaya çalışıldı. Ancak asıl kritik soru şu: Pazartesi günü nasıl bir Türkiye’ye uyanacağız? Bu süreç, Türkiye’nin ekonomik seyrinde yeni bir dönemin başlangıcı mı, yoksa yalnızca kriz yönetimi döngüsünde bir başka geçici önlem mi? Ve en önemlisi, bu ekonomik gelişmelerin siyasete etkisi ne yönde olacak?
Önümüzdeki dönemi anlamak için 19 Mart sürecinin ekonomik boyutlarını değerlendirmek gerekiyor. Bu yazıda beş temel gözlemlerimi özetledim.
1. Rezervler yeniden odakta
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 19 Mart operasyonu sonrasında en az 25 milyar dolarlık döviz rezervi kullanarak TL’nin hızlı değersizleşmesini önleyebildi. Merkez bankalarının rezerv biriktirme politikaları görece yeni bir olgu olup, özellikle 1997 Asya Krizi’nden sonra uluslararası kurumlar tarafından önerilmeye başlandı. Amaç, sermaye hareketlerinin yaratabileceği ani fiyat zıplamalarını engellemekti.
Ancak Türkiye’de rezerv yönetimi, sadece makroekonomik dengeleri koruma aracı olmaktan çıkmış durumda. 2020-2023 arasında, çeşitli finansal araçlar kullanılarak TCMB’nin rezerv kullanma kapasitesi neredeyse ikiye katlandı. Takas hariç net rezervlerin eksi 60 milyar dolara kadar genişlemesi, Türkiye’deki otoriter konsolidasyon sürecinin ekonomik boyutuna dair bazı ipuçlarını veriyor. Dahası, bu süreç bize kriz yönetiminin sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasi bir süreç olduğunu bir kere daha gösterdi.
2023 seçimlerinin ardından Mehmet Şimşek’in ekonomi yönetiminin başına getirilmesi ve TCMB’ye yapılan yeni atamalar, piyasalarda geçici bir iyimserlik yaratmıştı. Faiz artışları, sermaye girişlerini canlandırmış ve TL bazlı finansal ürünlere yönelimi artırarak rezerv birikimini mümkün kılmıştı. Bu süreci büyük bir coşkuyla destekleyen ve “İktidarla bütünleşmiş muhalefet” görüntüsü veren çevreler, bugün neye alet olduklarını daha iyi görmüş olmalılar.
Şimdi ise 19 Mart sonrası, TCMB’nin rezervleri yeniden ekonomi tartışmalarının merkezine yerleşti. Önümüzdeki süreçte bu alandaki gelişmeler yakından izlenecek.
2. Enflasyon hedefi tehlikede
Son gelişmeler, Türkiye’de enflasyon hedeflerinin yeniden gözden geçirilmesini zorunlu hale getirdi. Bu konu neden önemli? Enflasyon hedefi sadece ekonomideki beklentilerin şekillendirilmesi açısından değil, ücret artışları için bir referans noktası oluşturması açısından da önemli. Hatırlanacak olursa, geçen yıl TCMB’nin söylemi, ‘Ücret artışlarının beklenen enflasyona göre yapılması gerektiği’ şeklindeydi. Tam da bu nedenle geçtiğimiz yıl çalışanlara enflasyonun altında ücret artışı yapılmış ve reel ücret kayıpları yaşanmıştı.
19 Mart sonrasında TCMB’nin enflasyon hedefini yukarı yönlü revize etme olasılığı giderek artıyor. Bunun en önemli nedeni, muhetemelen bazı teknik nedenlerden kaynaklansa da, 19 Mart günü kısa süreliğine de olsa kurun çok sert yükselişinin engellenememesidir. Bunun görülmüş olması, dövize olan talebin artmasına, bu ise dövizden enflasyona doğru yaşanabilecek fiyat artışlarına neden olabilir.
3. Yükselen döviz talebi, artan faiz baskısı ve geciken büyüme
Döviz talebinin hızla yükselmesi, TCMB üzerindeki faiz baskısını artırıyor. Türkiye gibi sermaye girişlerinin ve dövizin çok önemli olduğu ve dünya ekonomisine ‘bağımlı finansallaşma’ yoluyla eklemlenen ekonomilerde, kur hareketleri faiz politikalarının doğrudan belirleyicisi haline gelir. Şu an içinde bulunduğumuz süreçte, yatırımcıların ‘güvenli liman’ olarak dövize yönelmesi, TCMB’nin faizleri yüksek tutmaya zorlanmasına neden olacaktır.
Bu durumun en önemli etkisi, reel sektör üzerindeki baskının artmasıdır. Yüksek faiz oranları, krediye erişimi zorlaştırırken, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin finansmana ulaşmasını daha da sıkıntılı hale getirebilir. Kısacası, yüksek faiz politikalarının uzun süre devam etmesi, ekonomik büyüme açısından ciddi riskler doğuruyor. Bunun yaratacağı siyasi riskin, rezerv yönetiminin yaratacağı risklere göre çok daha yüksek olduğunu söyleyebiliriz.
4. Şirket borçları artan bir risk
Özel sektörün döviz cinsi borçları uzun süredir ekonomi yönetiminin en kırılgan noktalarından biri olarak öne çıkıyor. Bu risk, bizzat Şimşek programının bir sonucu olarak ortaya çıktı ve 19 Mart sonrası süreçte kurda yaşanan oynaklık, şirket bilançolarını doğrudan etkileyebilir. Dövizle borçlanan firmalar, özellikle de gelirleri TL cinsinden olanlar, kur artışlarından ciddi zarar görebilir. Bu da ödeme zorluklarını beraberinde getirerek finansal sektörde yeni sıkışmalara neden olabilir.
Eğer kur üzerindeki baskı devam ederse, sadece TCMB rezervlerinin kullanılması yeterli olmayacaktır. Ekonomi yönetiminin dövize endeksli TL mevduat (KKM) gibi ‘yumuşak sermaye kontrolleri’ önlemlerini getirmesi olasılık dahilindedir.
5. Biriken yeni çelişkiler: Otoriter konsolidasyon ve ekonomi
Ana akım iktisadi ve siyasi varsayımların aksine, piyasalar ülkeleri otomatik olarak demokratikleşmeye yönlendirmez. Sermaye çıkışlarının otoriter rejimler için bir tehdit olduğu sıkça dile getirilse de, müdahaleci politikalar aracılığıyla bu süreç yönetilebilir. Türkiye’de de benzer bir modelin devrede olduğunu görüyoruz.
Kısmi sermaye kontrolleri, rezerv yönetimi ve faiz politikaları gibi araçlar, otoriter konsolidasyon sürecinde yönetimin elinde birer kriz yönetimi mekanizması olarak kullanılıyor. Bu nedenle, piyasa mekanizmalarının tek başına siyasi değişimi tetikleyeceği düşüncesi gerçekçi değil. O nedenle iktidarı girdiği bu yoldan çevirebilecek etkenler sıralanırken, ‘liberal kaderciliğe’ kapılmamak gerekiyor.
19 Mart operasyonu ve sonrasındaki gelişmeler, Türkiye ekonomisinde yeni bir dönemin işaretleri olabilir. Ancak şu aşamada kesin olan şey, ekonomi yönetiminin bu siyasi krizleri kısa vadeli önlemlerle yönetebileceğidir. Bayram tatili sonrası piyasalarda nasıl bir tablo ile karşılaşacağımızı önümüzdeki günler gösterecek. Ancak yukarıda sıraladığım beş gözlem, Türkiye ekonomisinin derinleşen çelişkilerle yoluna devam ettiğini gösteriyor.
Evrensel'i Takip Et