Yol ayrımına doğru!
Fotoğraf: Envato
Bölge’de bir süreden beri tırmanan şiddet ve gerilim, “90’lı yıllara geri mi dönülüyor?” sorusunun sıkça sorulmasına neden oluyor. Devletin yanıtsız bıraktığı tek taraflı ateşkesin sona ermesiyle başlayan çatışmalar, Kürt siyasetçilerin yargılandığı KCK davasında yaşanan hukuksuzluklar, Newroz’dan bu yana kurulan ‘Demokratik Çözüm’ çadırlarına devlet güçlerinin saldırıları ve en son ‘Emek, Demokrasi Ve Özgürlük Bloku’ adaylarının YSK tarafından veto edilmesi sonrasında yaşanan olaylar gerçekten de Kürt sorunu karşısında devletin en koyu inkârcı politikaları uyguladığı dönemleri hatırlatmaktadır. Halk eylemlerine devlet güçlerinin İsrail askerlerini aratmayan müdahaleleri sonucu insanlar kurşunlanarak öldürülmekte; kadın, yaşlı demeden panzerler ve gaz bombaları eşliğinde saldırılara maruz kalmakta, yüzlercesi yaralanmakta ve gözaltına alınmaktadır. Üstelik bütün bunlar yaşanırken ülkenin Başbakanı, “ülkede artık bir Kürt sorunu bulunmadığını” söyleyebilmektedir.
YSK tarafından veto edilen Blok adaylarının toplumun geniş kesimlerinin tepkisi ve halkın yaygın eylemleri sonucu adaylıklarının kabulü, bu ülkede demokratikleşme adına atılan/attırılan bütün adımların ancak halkın güç ve mücadelesi ile gerçekleştirilebildiğini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Halk ve demokrasi güçlerinin bu mücadele ve kazanımı, ülkede demokratikleşmenin Bölge’de il binaları gözaltına alınanlara işkence yapılan merkezlere dönüşen AKP ile değil, aksine ancak AKP’ye karşı ısrarlı ve güçlü bir mücadele ile elde edilebileceğini göstermiş olması bakımından önem taşımaktadır. Bugün AKP Hükümeti’nin demokrasi, eşitlik ve insanca yaşam isteyen Kürt halkına, emek ve demokrasi güçlerine karşı politikası, Başbakan Erdoğan ile AKP’nin Diyarbakırlı Bakanı Mehdi Eker’in söyledikleri “Çocuk da olsa, kadın da olsa gereği yapılacak” ve “kelepçeye şükretsinler” sözlerinde somutlanan dizginsiz bir saldırı politikasıdır. Kürt gençleri, çocukları kurşunlanmakta, yüzlercesi tutuklanmaktadır.
Bütün bunlarla birlikte bugün yaşanan olay ve gelişmelerin sonuçlarının 90’larla aynı olmayacağı bilinmelidir. Her şeyden önce artık 90’lardaki koyu inkârcı politikanın geçerliliği kalmamıştır. Bu nedenle en ırkçı partiler bile sorunu konuşurken artık söze “Kürt kardeşlerimiz” diyerek başlamaktadır. Kürt halkı, ulusal demokratik istemlerinin karşılanması için meclisteki grubundan Demokratik Toplum Kongresi’ne, iki dilliliği uygulamaya koyan belediyelerinden Kürt dili ve kültürü için çalışan Kurdi-Der, Kürt Enstitüsü gibi kurumlara kadar yaşamın her alanındaki talepleri için mücadele araçlarını oluşturmuş durumdadır. Kürt halkının bu örgütlü güçlerini görmezden gelerek, onları muhatap almayarak Kürt sorunun çözümü için söylenecek her şey laf-ı güzaftır. Aynı şekilde AKP Hükümeti’nin ‘açılım’ politikasında somutlanan tasfiyeye yönelik adımlarının da sorunu derinleştirmekten başka bir sonuç doğurmayacağı anlamak için yaşananlara dönüp bakmak yeterlidir. Devlet güçlerinin her türlü müdahale ve saldırısına rağmen ısrarla alanlara çıkan halkın; on binlerce Kürt genci ve çocuğunun duygu ve düşünceleri doğru okunmalıdır. Uygulanan politikalar bir yandan Türklerde şoven-milliyetçi duyguları kışkırtırken Kürtlerde de kendi varlıklarının, insani, demokratik haklarının yok sayılması karşısında ayrılma, kopuş duygularını geliştirmektedir. Dolayısıyla gelinen noktada ülke Kürt sorununda bir yol ayrımına gelmiştir: Emek, barış, demokrasi güçleri ya egemenlerin savaş ve çatışmaları toplumsal alana taşımak istemesine seyirci kalarak yaşanacak toplumsal çözülmenin acı faturasına razı olacak, ya da Kürt sorununun eşit haklar temelinde barışçıl çözümü ve birlikte insanca yaşayabilecekleri demokratik bir ülke için mücadeleyi ülkenin her tarafına taşıyarak ülke gericiliğinin kendilerine çizdiği kaderi kendi elleriyle değiştireceklerdir. Ve seçim süreci, sadece Blok adaylarının seçilmesiyle değil, bu mücadelenin büyütülmesine ve ülkenin demokratik geleceğini kuracak bir seçeneğin oluşturulmasına hizmet ettiği oranda kazanılmış bir süreç olacaktır.
- Faciayı salt sorumsuzluk olarak görmek yetersizdir 25 Ocak 2025 04:22
- 2025 acaba nasıl geçecek? 18 Ocak 2025 05:30
- Ekonomik kriz çevrimleri ve emek 12 Ocak 2025 04:51
- Emek zulmü meselesi irdelenmelidir 21 Aralık 2024 04:36
- Ortadoğu: Bataklığın kan gölüne dönüştürülmesi 14 Aralık 2024 04:31
- Asgari ücret konusu hafife alınmamalıdır! 07 Aralık 2024 04:50
- Çöküş ivmesi durabilir mi, durdurulabilir mi? 30 Kasım 2024 04:51
- Sistemin sis perdesi: Bütçe tartışmaları 23 Kasım 2024 05:00
- Akılcılığa yöneliş 16 Kasım 2024 04:51
- TÜYAP konuşmaları 09 Kasım 2024 04:25
- Cumhuriyet halk rejimidir, fakat… 02 Kasım 2024 05:08
- Kaos 26 Ekim 2024 03:57